W1864 by Güngenci, Saatlere Bakış Açınızı Değiştirecek

1864’ten bu yana saatçilikle uğraşan bir ailenin 5. kuşak temsilcisi olan Lütfü Güngenci ve oğlu Ömer Güngenci, W1864 by Güngenci markası altında aile geleneğini devam ettiriyor. Büyük boyutlu duvar saatlerinden en küçük masa saatlerine, cep saatlerinden her çeşit kol saatlerine, İngiliz veya Avrupa imalatı saatlerden şimdilerin lüks saat markalarının üretimlerine, tamir edemeyecekleri bir saat yok.

 

“Merak ettim, bir gün Wikipedia’ı açıp ‘saatçi’ kelimesinin karşılığında yazanları okudum. ‘Saatçi olmak zor zanaat. Matematik bilmen lazım, metalden anlaman lazım, tasarım yapabilmen lazım. Saatçi olan ustalar çok azdır ve çok bilgilidirler’ diyordu. Gerçekten de öyle. Bu bahsedilenlerin birine bile hakim olamazsak, saat tamiri veya tasarımı yapamayız” diyen Lütfü Güngenci’yle, oğlu Ömer Güngenci ve ekibindeki ustalarla birlikte çalıştığı W1864’ün Kuruçeşme’deki atölyesinde buluştuk ve tarih içinde bir yolculuğa çıktık.

 

 

W1864 by Güngenci’nin Kuruçeşme atölyesinde veya İstanbul ve Ankara’daki çeşitli AVM’lerde bulunan kiosklarında, saat tamirine ek olarak; her tür malzemeden kayış üretimi, cep saatlerini kol saatine dönüştürme, sıradan bezelleri pırlantayla kaplama, bilezik değiştirme, son zamanlarda moda olan saat üzerine işleme yapma, kadran boyama gibi hizmetler veriliyor. Ayrıca her türlü saatin her türde parçasını atölyelerinde sıfırdan üretebiliyorlar.

 

 

Lütfü Güngenci’nin saatlerin ömrünü uzatmak için tek bir tavsiyesi var: Kol saatiniz suya dayanıklı olsa bile mutlaka sudan, özellikle de deniz suyundan korumanız gerekiyor. Çünkü deniz suyunun içinde dolaşan gözle görülmeyen kum taneleri, saatlerin camının çizilmesine, ıslaklık ise deri kayışların zaman içerisinde yıpranıp çürümesine sebep oluyor.

 

 

 

Türklerin en çok Rolex’e meraklı olduğunu belirten Güngenci; “Rolex, benim de favorilerimden. Değerli, sağlam ve uzun ömürlüdür. Sınırlı sayıda üretim yapan, bir ustanın her şeyini kendi tasarlayıp ürettiği çok özel saatler de var. Fakat henüz Türkiye’de bu tür parçalar ün kazanamadı” diye ekliyor.

 

Güngenci soyadının tarihi, Soyadı Kanunu’nun çıktığı zamanlara dayanıyor. Aile, Soyadı Kanunu çıktığında nüfusa gidip, ‘Saatçi’ soyadını almak istediklerini belirtmiş. Fakat bu kelimenin Arapça olduğu bahane edilmiş ve Dil Tarih Kurumu’na gidip Türkçe karşılığını öğrenmeleri istenmiş. Dil Tarih Kurumu’nun da kafası karışmış bu istek karşısında ama birkaç gün sonra ‘saatçi’ kelimesinin Türkçesinin ‘Güngenci’ olabileceğine karar vermişler. Eskiden, öğle ve akşam namaz vakitlerini belirlemek için zamanı ölçen kişilere ‘güngen’ denirmiş.

 

 

“Omega’nın 1950 tarihli 30T2 modeli, ilk çıktığı yıllarda çok popüler olan, çok satılan, kıymeti hala bilinen iyi bir saat. 500 yıl bile sorunsuzca çalışacak bir mekanizmaya sahip, yeter ki bakımı doğru yapılsın.” Düz mekanik bir kol saati olan Omega 30T2’nin içerisinde yaklaşık 45 parça bulunuyor.

 

 

1904’ten bu yana saat üretimi yapan İsviçreli Oris markasının kronometreli bir saatinin tamamen parçalarına ayrılmış haliyle karşı karşıyasınız. Bu otomatik kronometre saat, yaklaşık 140 parçadan oluşuyor. Mekaniklere oranla kronometre saatlerin tamiri, sökülüp yeniden toparlanması daha zahmetli. “Oris küçük, Türkiye’de henüz pek tanınmayan bir marka. Fakat çok kaliteli ve özel saatler üretir” diyor Lütfü Güngenci.

 

 

İşçiliğiyle göz dolduran bu cep saati, en az 200 yaşında. Mekanizmalarında kullanılan minik elmaslar dikkat çekiyor. “Eskiden, ‘Usta, taşımı çalma’ dermiş saatlerini tamire getirenler. Bu söylemin sebebi, işte bu eski saatlerin içerisinde kullanılan elmaslardır. Aslında bu elmaslar çok minik ve değersizlerdir, para etmezler. Üst üste binen iki metal –çelik ve sarı pirinç- bir süre sonra birbirlerini eritmeye başlarlar, saatin dişleri bozulur. Bu yüzden bu iki metalin ortasına, sürtünmeyi engellemek için sağlam bir elmas koyulur. Bu elması yerinden çıkartmak pek mümkün değildir, ancak saatin yere düşüp kırılması gerekir ki çıksın. Ayrıca, diyelim ki çaldınız, yerine aynısını koymanız gerekir ki saat çalışsın. Çaldığına değmez yani!”

 

 

FOTOĞRAFLAR: ERHAN TARLIĞ