Upper East Side’daki Beş Katlı Tuğla Şehir Evi

Upper East Side’daki beş katlı tuğla şehir evi modern bir çehreye büründü.

Koyu renkli ceviz tırabzan ve deniz mavisi halı kavisli merdivende kontrast yaratıyor.

Sanat ve tasarım meraklısı çifte çatı katı daireleri küçük gelmeye başladığında Manhattan’da yeni bir ev aramaya koyuldular; ancak yanlarında gizli bir silahları vardı: Yale Mimarlık Okulu’nun dekanı Deborah Berke. Zarif ev sahipleri mahcup bir ifadeyle “Deb’i peşimizden sürükledik” derken “Hem de düzinelerce, düzinelerce yere” diye araya giriyor Berke.

Evin restore edilen tuğla ön cephesi.

İsimlerini vermek istemeyen çift on yıllardır Berke’nin arkadaşı ve East 70’deki teraslı çatı katı dairelerini de o tasarladı. Kent yaşamını sevmelerine rağmen –ev sahibi yeni evlerinin sadece garaja değil metro istasyonuna da birkaç adım mesafede olmasında ısrarlıydı– doğadan kopmak istemiyorlar. New York’ta her daim olduğu gibi kendilerine ve kızlarına, sıcak ve bol açık alan sunan, uygun büyüklükte bir apartman dairesi bulmakta çok zorlandılar. “İşte o zaman daire yerine bir tuğla ev daha mantıklı görünmeye başladı” diyor Berke. Ev sahibesi “İçeri girdiğimiz anda eşim ‘Aman Tanrım, bol ışık alan bir ev’ diye şaşırdı” diye anlatıyor zemin katındaki kocaman mutfağında 6 metrelik çizgili bankette otururken. Mutfak, hünerli el işçiliği sayesinde bahçeye bakan bronz ve cam karışımı bir duvarla bezeli… Çift, Upper East Side’ın sakin bir köşesinde 1910’da inşa edilen beş katlı, 780 metrekarelik evi satın aldıktan sonra Deborah Berke Partners’ın gerçekleştirdiği restorasyon süreci iki yıl sürdü. “Orijinal haline göre epeyce detaylı bir değişim geçirdi” diyor ev sahipleri.

Beşinci katta kütüphanenin bulunduğu oda ailenin keyifle vakit geçirdiği bir mekân. Patricia Urquiola B&B Italia kanepe; Le Corbusier’den LC2 koltuk; Carlo Mollino imzalı heykelimsi sandalye ve Crosby Street Studio’dan vintage halı odada göze çarpan diğer detaylar.

Berke önce çocukluğundan, Greenwich Village’da kuzenlerinin büyüdüğü “bir dolu minik odaya bölünmüş” kahverengi kumtaşı evden ilham aldı, sonra da tam tersini yaptı. “Manhattan’daki bir tuğla evde 21. yüzyıl aile hayatı nasıldır?” diye soruyor Berke cevap beklemeden. Modernlik tasavvuru daha evin girişinde aşikâr zaten: Evin tuğladan ön cephesi yarı saydam antreye açılıyor. Ziyaretçiler antreye adımlarını atar atmaz zemin katına yayılan mutfağı ve ötesinde uzanan bahçeyi görüyorlar. Bembeyaz bir kurdele misali kıvrılan merdiven de çağdaş bir ton katıyor mekâna. “Bu geleneksel bir şehir evi değil” diyor Berke. “Arka bahçeyle açık bir bağlantısı olan ve ön kapıdan görülen mutfak, neredeyse bir oturma odası işlevselliğinde. Tüm gün mutfakta takılabilirsiniz. Eski versiyona oranla çok daha açık ve akıcı bir atmosfer hâkim.”

Mutfak Hans Wegner’den Wishbone sandalyeler, vintage cam sarkıt aydınlatmalar, blok kesim zemin ve bahçeye açılan bronz çerçeveli cam duvarla donatıldı.

Sahipleri, evin tamamını kullanmak istemiş. Dolayısıyla ikinci kattaki yemek asansörlü servis mutfağı zaman zaman oturma odası ve yemek salonunda düzenledikleri partilere pratik bir katkıda bulunuyor. “Yemek salonu hem keyifli hem de heybetli hissettiren çok rahat bir oda” diyorlar. Eski dostları heykeltıraş Edward Finnegan’ın çift için tasarladığı masa odanın ortasında demirli. Ev sahibesi, Belçika brütalist tarzı büfenin üzerinde asılı siyah-beyaz geometrik çizimi göstererek “Arkadaşlarımızın çalışmalarını toplamaya bayılırız. Bu da David Novros’un eseri” diye anlatıyor. Novros çizimi 1970’lerin başında büyük bir freskin parçası olarak yapmış. “Ona ait bir dolu çalışma var elimizde.”

Evin dekorasyonunu ise “Burası minimalist ve maksimalist yaklaşımın bir arada olduğu bir ev” diye açıklıyorlar.

“Ve biz de tam ortada durup ikisini dengeliyoruz” diye ekliyor Berke.

İç mimar Caroline Wharton Ewing’in de dâhil olduğu Berke ve ekibi daha önce de çift için çalıştıklarından, evlilik hayatının getirdiği özgün dinamiğe hazırlıklıydı. “Ev sahibi soyut ve kavramsal, ışığı da çok önemsiyor” diyor Wharton Ewing. “Eşi ise form, doku, renk ve cesur detaylardan yana. Ev yalın unsurlar ile cesur detayların bir kombinasyonu.” Wharton Ewing oturma odası ve yemek salonundaki gösterişsiz şömineleri minimalist dokunuşlara; Gianfranco Frattini imzalı zengin tonlar ve dokularla bezeli, kıvrımlı kanepeleri iddialı unsurlara örnek gösteriyor.

Mimarlar çatı katı terasını tasarlarken peyzaj mimarı Kimberly von Koontz ile işbirliği yaptı. SOLDA: Ebeveyn banyosunda Luise Blue kuvarsit tezgah, desenli Grolla mermeri lavabolar ve küvet çerçevesiyle kontrast oluşturuyor.

Çiftin, William Eggleston’ın ikonik renkli fotoğrafları ve çağdaş sanat eserlerinden Hopi Kachina figürleri, Navajo battaniyeleri ve yüzyıl ortası İtalyan aydınlatmalarına dek uzanan geniş ve zengin koleksiyonuyla rekabet etmemek adına Berke ve Wharton Ewing, evdeki tüm duvarlarda doku ve desenden uzak durdu. Çift, sanat eserlerini yerleştirirken beyaz köşeler bırakmaktan, bağımsız sanat çalışmalarına nefes alacakları boş alanlar yaratmaktan çekinmedi. “Üstüne kafa yormadıkları tek bir yüzey bile yok” diyor Wharton Ewing. “İkisi de ince zevkleri olan, duyarlı insanlar.”

Sanatçı Edward Finnegan’ın tasarladığı yemek masası Patricia Urquiola sandalyeleriyle çevrili. Duvar rölyefi Karin Waisman imzalı.

Örneğin, ev sahibi aydınlatmaları özenle düzenleyip vintage Higgins yuvarlak camlarından bir panel yaparak Berke’nin deyişiyle “Manhattan’ın en şık makyaj odasını” tasarladı. Öte yandan tekstil ürünleri meraklısı eşi merdivenlere ve ana yatak odasına serili deniz mavisi halılarda karar kılmadan önce yüzlerce halı örneği inceledi. “Eşimle estetik zevklerimiz çok farklı, ama yıllar içinde onları birbirine harmanlamayı öğrendik” diye anlatıyor ev sahibesi. “Ortaklaştığımız şey ise sevdiğimiz dönemler. İkimiz de 1950’ler, 60’lar ve 70’lere tutkunuz.”

Müşterileri böylesine sofistike olmasa, Japon usulü vestiyer gibi kimi sıra dışı tasarım unsurlarının onaylanması kesinlikle çok daha zorlaşırdı. Ev sahibi “Evin tamamında tek bir çivi bile yok” diyor. Evin kişiye özel bölümleri, orijinal merdivenle ulaşılan ve ana yatak odasının yer aldığı üçüncü kattan başlıyor. Ana yatak odasında kumaş döşeme yatak oldukça alçak; mermer ve kireçtaşından banyo gayet huzurlu ve giyinme odası tek kelimeyle muhteşem. Daha önce kütüphanenin bulunduğu ve artık pilates egzersizleri için kullandığı devasa alana girerken “Bu biraz utanç verici” diyor ev sahibesi. “Aslında böyle biri değilim.”

Özel yapım siyah çelik çerçevesiyle Higgens vintage yuvarlak camlarından yapılan panel makyaj odasını bölüyor.

Dördüncü kat yatak odası, banyo, çalışma odası ve sanat odasının minimalist tarzdaki tasarımına bizzat yön veren ve annesinin giyinme odasının minik versiyonunu da kata yerleştiren ergen kızlarının hâkimiyetinde. Beşinci katta geniş ve rahat bir aile odası var. Yumuşak deri kanepeyle donatılmış odanın bir duvarının tamamı kitaplara ayrılmış durumda ve peyzaj mimarı Roberto Burle Marx’ın bir zamanlar bahçesini süsleyen bir totem göze çarpıyor. Misafir odaları dördüncü ve beşinci katta. “Arkadaşlarımızın kalabileceği bir ev olsun istedik, çünkü tüm dünyadan dostlarımız var” diyor ev sahibi.

Giuseppe Viganò tasarımı yatak ana yatak odasının odak noktası. Üzerindeki sarkıt avize Vol’dan. Phillip Jeffries imzalı duvar kâğıdının süslediği duvar, evdeki nadir dokulu duvarlardan biri.

Son olarak dik ve dar bir merdiven minik terasa –ev sahibinin yalnız kalıp düşünmek istediği zamanlarda kullandığı bir alan– ve çiftin domates, körpe patlıcan, biber ve türlü çeşitli otlar yetiştirdiği çatı katı bahçesine açılıyor. (“Geçen yaz gülünecek haldeydim, taze sebze getirmek için New York’tan East Hampton’a gidip geliyordum.”) Ancak genellikle eğlence amaçlı kullandıkları arka bahçenin tersine, çatı katı sadece ev sahiplerine ait. “İşten sonra yukarı çıkıp birlikte bir şeyler içiyoruz” diyor ev sahibesi. “Gerçekten de büyüleyici bir ortam.”

Çiftin birbirinden çok farklı ama son derece güçlü estetik algılarını gerektiğinde bir tarafa koyarak uzlaşmayı bilmelerinin belki de en iyi tarafı evdeki dekorasyon faaliyetinin hâlâ bitmemesi ve muhtemelen hiç bitmeyecek olması. “Eve taşınana kadar köklerini tam anlamıyla hissedemiyorsunuz, sonra zaman içinde üstüne bir şeyler eklemeye devam ediyorsunuz.”

Hazırlayan: Julie Belcove

Fotoğraflar: Chris Cooper