Tayland

Bir seyahatten beklentiniz o ülkenin kültürünü derinden hissetmek, aynı zamanda da yüksek palmiyelerin altında ipeksi kumsalın tadını çıkarmak ise Tayland tam aradığınız yer olabilir.

İstanbul’dan ortalama dokuz saat süren bir uçak yolculuğu ile Bangkok’un Suvarnabhumi Havalimanı’na varıyorum. İner inmez hızlıca bir doz kültür değişimi alıp, 50 dakikalık ikinci bir uçuş sonrasında egzotik yolculuğumu Koh Samui adasında başlatıyorum.

Özellikle yaz aylarında Tayland’a gidecekseniz, Tayland Körfezi’ndeki adaların iklim olarak daha sakin ve ideal olduğunu unutmayın. Tropikal iklimde temmuz ayı riskli olsa da İstanbul’daki havanın benzeriyle hem de daha güneşlisiyle karşılaşınca şaşırıyorum. Bir Taylandlı gibi içimden nazikçe tropikal iklime teşekkürlerimi sunuyorum. İnsana, henüz havalimanındayken cennete düştüğünü hissettiren bir ada burası. Uçaktan indiğim anda renkli çiçekler, gülümseyen nazik insanlar ve tropikal bitkilerle çevreleniyor etrafım. Ve o an anlıyorum aslında bazen her şeye yetişmeye çalışırken neler kaçırdığımızı.

Cennetin izinde

Koh Samui, Tayland’ın en güzel adası olma unvanını fazlasıyla hak ediyor bana göre. İpeksi beyaz kumsalları kendisine hayran bırakırken, turkuaz ve durgun sularında da doyasıya yüzme şansı tanıyor. Kendinizi şımartmak için burayı tatilinizin ilk rotası olarak belirleyip, “birazcık ilgiyi kim sevmez” mantığıyla el üstünde tutulacağınız bir otel tercih edin derim. Benim kaldığım Vana Belle, işte tam olarak böyle bir otel.

Uçuş yorgunluğunu tamamen geride bırakarak, turkuaz sulara bakan havuzlu odamda sabahın erken saatlerinde uyanıyorum. Kendimi şımartmaya ayırdığım günü sabah 6.30’da yoga ile başlatıyorum. Pişman değilim. (Yine de aklımdan “biraz daha uyuyarak kendimi daha fazla şımartabilirdim” düşüncesi de geçmiyor değil…) Daha önce hiç deneyimlemediğim farklı bir huzur var içimde. Modern dünyanın şekillendirdiği yoga derslerindeki hizalanma, detaylara takılma, kusursuz olma hislerinden çok uzakta, sadece anda kaldığım ve şükrettiğim derin esnemeli bir yoga deneyimi yaşıyorum. Yogayla başlayan bir güne spa da eklemeyi unutmamanızı tavsiye ederim. Özellikle Tayland’ın en özel bitkisi limon otu yağı ile rahatlatıcı bir aromaterapi masajı alarak, benim gibi geri kalan günler için enerji deponuzu doldurabilirsiniz.

Öğleden sonra tamamen dinlenmiş ve şehir hayatından arınmış bedenimle keşfe çıkıyorum. Adanın sakin, dingin ve huzurlu sokakları içinden geçerken alışveriş dürtülerimin harekete geçmeye başladığını fark ediyorum. Ama “bu aktivitenin tadı en güzel gece pazarlarında çıkıyor” diye hatırlatıyorum kendime. Gündüz deniz keyfi yapmaktan arta kalan zamanları Budizm’in etkilerini yakından hissedeceğiniz tapınaklar için ayırmak mantıklı. Özellikle Koh Samui ile özdeşleşen Wat Phra Yai yani Büyük Buda tapınağı, ihtişamı ve büyüklüğüyle sizi içeri davet ediyor. 1975 yılında inşa edilen, Mara duruşunda oturan Buda heykelinin; saflığı, kararlılığı ve aydınlanmayı temsil ettiğine inanılıyor.

Dolunaya doğru kısa bir yolculuk

Özellikle Full Moon yani Dolunay partileriyle ün salmış Koh Phangan’a Samui’den sadece 30 dakikalık bir deniz yolculuğuyla varılıyor. Daha çok sırt çantalı genç gezginlerin tercih ettiği bu adada, seyahatinizin en eğlenceli anlarını geçirmeye hazır olun. Eğer Dolunay partisi dönemini kaçırdıysanız üzülmeyin. Adada artık bu partiler bir sektör haline dönüşmüş ve ayın her üç evresinde de gerçekleştirilemeye başlamış. Gecenin erken saatlerinde kalabalık genç grupları partinin düzenlendiği Haad Rin Beach’e gelmeye başlıyor. Partide birkaç saat geçirip, kumsaldan yorgun ayrılırken, 20’li yaşlarımın başını özlemle anıyorum. Bohem ruhun tüm etkilerini taşıyan adada geri kalan vaktimi buranın ruhuna uygun, acelesiz bir şekilde, arka planda çalan bir chill out parçasının içindeymişçesine “anda kalarak” geçiriyorum. Sadece partilerden bahsetmem sizi yanıltmasın; kendinizle baş başa kalmak için de Koh Phangan’a gelebilirsiniz elbette. Yoga kamplarıyla da bilinen Phangan’da bir kaç gün deniz, yoga ve sağlıklı beslenme ağırlıklı bir program da kulağa hiç fena gelmiyor!

Özellikle Full Moon yani Dolunay partileriyle ün salmış Koh Phangan’a Samui’den sadece 30 dakikalık bir deniz yolculuğuyla varılıyor. Daha çok sırt çantalı genç gezginlerin tercih ettiği bu adada, seyahatinizin en eğlenceli anlarını geçirmeye hazır olun. Eğer Dolunay partisi dönemini kaçırdıysanız üzülmeyin. Adada artık bu partiler bir sektör haline dönüşmüş ve ayın her üç evresinde de gerçekleştirilemeye başlamış. Gecenin erken saatlerinde kalabalık genç grupları partinin düzenlendiği Haad Rin Beach’e gelmeye başlıyor. Partide birkaç saat geçirip, kumsaldan yorgun ayrılırken, 20’li yaşlarımın başını özlemle anıyorum. Bohem ruhun tüm etkilerini taşıyan adada geri kalan vaktimi buranın ruhuna uygun, acelesiz bir şekilde, arka planda çalan bir chill out parçasının içindeymişçesine “anda kalarak” geçiriyorum. Sadece partilerden bahsetmem sizi yanıltmasın; kendinizle baş başa kalmak için de Koh Phangan’a gelebilirsiniz elbette. Yoga kamplarıyla da bilinen Phangan’da bir kaç gün deniz, yoga ve sağlıklı beslenme ağırlıklı bir program da kulağa hiç fena gelmiyor!

Yerlisi gibi

Tayland’ın keyfini Taylandlılar gibi geçirmek için aşağıdaki önerileri denemek isteyebilirsiniz.

  • Bangkok’taki Hua Takhae Market içindeki sanatçı köyünde, eski model uçurtma atölyelerine katılıp, kendi ellerinizle yaptığınız uçurtmayı nehrin üstünde uçurun.
  • Koh Samui’nin Bophut bölgesindeki gece pazarı Fisherman’s Village’da bol pazarlıklı bir alışveriş deneyimi yaşayın.
  • Koh Phangan’da, muhteşem manzaralı Three Sixty Bar’da gün batımını izleyin.
  • Neredeyse her şehrin her sokağında yan yana dizilmiş masaj salonlarının en temiz olanını seçip, uygun fiyatlara ayak ve baş masajı yaptırın.
  • Adalarda konaklarken sabah güneşini yogayla selamlamadan güne başlamayın.

Gerçeğe dönüş

Adalarda geçirdiğiniz masal hayatından sonra İstanbul’a adaptasyon süresini en hızlı şekilde atlatabilmek adına Bangkok’u tatilin sonuna bırakmak yapılacak en mantıklı şey olabilir. Özellikle trafiği ve kalabalığı ile neredeyse İstanbul’u özleyecek oluyorum ama ultra nazik ve sakin kalabilen insanları sayesinde, bu düşünceleri savmam çok kolay oluyor. Turistik aktivitelerden çok, yerel deneyimlerin peşindeyim. Bu düşünceyle çıktığım yolda kendimi bir sabah Amita Thai Cooking Class’ta buluyorum. Bir kaç hevesli öğrenciyle birlikte usta aşçı Tam Piyadawi’nin büyüleyici bahçesindeyiz. Topladığımız çeşitli ot ve baharatlarla geleneksel Tay mutfağından yemekler yapmayı öğreniyoruz. Kursun en tatlı anı, yaptığımız yemekleri yemek! Turist ve gezgin olmanın arasındaki o ince çizgiyi belirleyen en temel esasın lokal deneyimlerden geçtiğini bir kere daha kanıtlayarak, valizimi toplamak için otele doğru yola çıkıyor ve Bangkok’a veda ediyorum.