Şehir Oteli: Rosewood Hong Kong

Rosewood Hong Kong hakkında çok şey söylendi. 17 Mart’ta kapılarını açan otel sadece hızla büyüyen bir markanın koleksiyonuna eklenen son halka değil, CEO Sonia Cheng’in sektörde iz bırakması bakımından da iyi bir fırsattı. Genç girişimci, ailesi 2011’de Rosewood’u satın aldığından bu yana markasını daha yükseklere taşımak için tüm gücüyle çalışıyor ve Kowloon rıhtımında konuşlanan bu 65 katlı proje, gelecek vizyonunun simgesi gibi. Elbette geleceğe pencere açmak için Hong Kong’dan daha iyi bir yer bulamazsınız ve şehirdeki lüks otel bolluğu göz önüne alındığında Cheng’in yeni eserinin yalnızlık çekmeyeceği aşikâr. Ama Rosewood Hong Kong’u başarılı kılan asıl unsur basmakalıplıktan fersahlarca uzak otelin komşularından çok ayrı bir yerde durması.

Yüzyıl başından beri neredeyse her yeni otelin alametifarikası olan standart Doğu ile Batı tasarım karışımının ötesinde konut vari, hatta ailevi bile denebilir, bir tarza sahip. Rosewood Hong Kong daha çağdaş bir titreşim yaratmak uğruna yakınlardaki Peninsula ve Ritz-Carlton’a hâkim klasisizmi es geçiyor. Kowloon’un bir zamanlar hırpani diye nitelendirilen şöhretine selam gönderen kokteyl barı DarkSide ya da hepimize bıkkınlık getiren altın ve lake detaylar yerine çok daha rahat bir atmosfer sunan odalarında bunu görebiliyorsunuz. Ama beş yıldızlı otel rutininden de vazgeçmiş değil: Geleneksel lüks için Arabescotto mermerinden devasa bir küvetle donatılmış Manor Suite’e ve özenli servis anlayışına bakmanız yeterli. Size tanıdık ve samimi bir ortamda olduğunuzu hissettiren şey tasarım. Ve markasının geleceği söz konusu olduğunda, Cheng’in henüz yerine getirmeye başladığı o vaat.