Sanatta Kadın Gücü

Uzun süredir göz ardı edilen sanatçılar nihayet hak ettikleri yere kavuşuyor.

1974’te petrol şirketi mirasçısı Philippa de Menil, sanat simsarı Heiner Friedrich ve sanat tarihçisi Helen Winkler anlaşılması zor, tutkulu projeleri desteklemek amacıyla Dia Art Foundation’ı kurduklarında Donald Judd, Cy Twombly ve Andy Warhol’un aralarında bulunduğu 10 sanatçıyla çalışmaya başladılar. Dia’nın direktörü Jessica Morgan, “Temelde Heiner’ın Münih’teki galerisinde eserlerini sergilediği sanatçılardı” diye açıklıyor. “Heiner’a yakın insanlardı.”

Aynı zamanda tamamı erkekti.

Sıkıntı da buradaydı: Batı sanatı tarihinin asırlardır tekrarlanan ve sınırları belirleyen sert hatlarla çizilmiş değişmez düzeni. Kime eser ısmarlanacağına ya da kimin eserlerinin sergileneceğine karar veren güç, ezici çoğunlukla erkeklerdi ve onlar da tahmin edilebileceği gibi aynı eğilimlere sahipti. “Hiç kuşkusuz kadın sanatçılara, ten rengi farklı sanatçılara ya da uzun yıllar ayrımcılığı temsil eden her şeye karşı önyargılıydılar” diyor Morgan. “Simsarlar, küratörler ya da koleksiyonerler A ve B arasında bir seçim yapmaları gerektiğinde, A bir erkek ve B bir kadınsa, yola A ile devam ederlerdi.”

Ancak Morgan, sanat dünyasının rotasında kritik bir düzeltme yapılması gerektiğini savunanlardan biri ve onun gibilerin sayısı camiada giderek artıyor. Dia, Şikago Çağdaş Sanat Müzesi ve Los Angeles’taki Hammer Müzesi dâhil ön cephedeki kuruluşların çoğu kadınlar tarafından yönetiliyor. Pace, David Zwirner ve Hauser & Wirth gibi tamamen erkeklerden müteşekkil bir kadronun artık iyi görünmediğine kanaat getiren seçkin galeriler son aylarda kariyerlerinin ortasında ya da sonundaki kadınlara yöneliyor; müzayede evleri de treni kaçırmamaya kararlı: Geçtiğimiz yıl Sotheby’s New York’un düzenlediği Masters Week’in ana satışı 16. yüzyıldan 19. yüzyıla dek önde gelen kadın sanatçıların çalışmalarından oluşan The Female Triumphant’dı. Elisabeth-Louise Vigée Le Brun ve Angelika Kauffmann dâhil yedi kadın sanatçının eserleri yeni müzayede rekorlarına imza attı. MoMA bile büyük bir genişletme çalışmasının ardından kapılarını yeniden açtığında çok daha çeşitlendirilmiş bir koleksiyon sergileyeceğini açıkladı.

Öte yandan Morgan’ın kararlı tutumu sadece depoya terk edilmiş bazı çalışmaların tozlarını temizleyip sergiye koymaktan ya da bir iki tane tablo satın almaktan ibaret değil. Dia, kapsamlı koleksiyonuyla tanınıyor; bir sanatçının yüzlerce olmasa da düzinelerce çalışmasını satın alıyor, ardından o sanatçıya New York’un dışındaki eski Nabisco fabrikasından müzeye dönüştürdüğü Dia:Beacon ya da Chelsea’deki Dia:Chelsea’de büyük bir yer tahsis ediyor. Morgan dört yıl önce Tate Modern’dan ayrıldığından bu yana Dia’nın en etkili olduğu alanı, 1960’lar ve 70’ler sanatını revize etmekle meşgul ve ilhamını matematikten alan soyut resim sanatçısı Dorothea Rockburne ve Kaliforniya kökenli Işık ve Derinlik Hareketi’nden Mary Corse gibi isimlere ait çalışmaların Dia koleksiyonundaki sayısını artırmaya çalışıyor. Morgan’ın hedefinde kadınların yanı sıra bir zamanlar sürekli göz ardı edilen diğer gruplar da var: Japon Mono-ha hareketinin etkin isimleri Lee Ufan ve Kishio Suga ile Afro-Amerikan sanatçı Sam Gilliam onlardan birkaçı.

Dia ayrıca Alman sanatçı Charlotte Posenenske’nin evindeki 155 eseri satın alarak geçtiğimiz yıl bir enstalasyon da düzenlemişti. Öte yandan müze, Jo Baer ve Joan Jonas’ın çalışmalarını da satın alıyor. “Kendi dönemini daha doğru biçimde yansıtabilecek bir tarih oluşturmak istiyorsanız biraz çaba harcamanız lazım” diyor Morgan. “Bu sanatçıların çoğu kendi dönemlerinde gelecek vaat ediyordu. Ama şu ya da bu sebepten bir yerlerde kayıplara karıştılar.”

Kimileri galeri bulmakta zorlandı; kimileri de eşlerinin kariyerinin arka koltuğuna yerleşti. Dia, Nancy Holt’un Utah çölünde devasa beton silindirlerden oluşan enstalasyonu Sun Tunnels’ı satın aldığında Holt, müzenin ikonik arazi eserleri koleksiyonunda ölümünden sonra temsil edilen ilk kadın oldu. Koleksiyonda Walter De Maria’nın The Lightning Field ve Robert Smithson’ın Spiral Jetty adlı çalışmaları da var. Smithson’ın dul eşi ve vasisi Holt 2014’teki ölümünden önce Spiral Jetty’yi bağışladığında öldükten sonra dâhi sanatının gölgelerde saklı kalmasından hoşnut görünüyordu. “Kendi çalışmalarını hiç öne çıkarmadı” diyor Morgan. “Sürekli Bob’unkilerden bahsetti. Asla kendisini lanse etmedi.”

Sanatçı Susan Unterberg, 20 yılı aşkın süredir sessiz sedasız diğer kadın sanatçıları desteklemesine rağmen son dönemde sesini yükseltmeye karar verdi. 1966’da o zamanlar 55 yaşındaki Unterberg, 20 yaşında evlendikten hemen sonra art arda dünyaya getirdiği kızları ilkokula giderken yarım bıraktığı üniversiteye döndü ve sonunda yüksek lisans da yaptı. Kadın sanatçılara koşulsuz bağışta bulunmak amacıyla gizlice Anonymous Was a Woman’ı kurdu. “Ben bir feministim ve kadınlar için her şeyin ne kadar zor olduğunu biliyordum” diyor Unterberg. National Endowment for the Arts bağımsız sanatçılara maddi teşvik programını iptal etmişti ve Unterberg’in niyeti boşluğu biraz olsun doldurabilmekti. Babasından miras kalan bir yardım kuruluşunu kullanarak ödülü finanse etmesine rağmen çelişkili bir kararla kimliğini sakladı. “Bir sanatçıydım ve hayırsever olarak tanınmak istemedim” diyor. “Asla ilgi çekmek istemedim. Halka açıklamayı hiç düşünmedim.” (Ödülün adı Virginia Woolf ’un “kadın sanatçılar eğer ciddiye alınmak istiyorlarsa daima cinsiyetlerini saklamaları gerektiğini” söyleyen gözlemine dayanıyor.)

Geçen yaz kızlarından birinin teşvikiyle Unterberg nihayet maskesini indirdi. (Çocukları ve birkaç arkadaşı girişiminden haberdardı; beş yetişkin torunu ise hiçbir şey bilmiyordu.) #MeToo hareketinden yükselen seslerden güç alarak, “Anonim olmasaydım, kendi sesimi kullanabilseydim biraz daha ileri gidebileceğimi hissettim” diyor.

Aile bağlarını deşen derinlikli portreleriyle ünlü Unterberg her yıl anonim isimlerden müteşekkil tamamı kadın bir jüri oluşturarak adayları belirliyor ve jüri 40 yaş üzeri 10 kadın sanatçıyı 25 bin Dolar tutarındaki ödülle ödüllendiriyor. Geçen yıl ödüle layık görülen Betty Tompkins ve Dotty Attie gibi bazıları yetmiş ya da seksenlerinde, ama listede orta yaşlardaki kadınlar çoğunlukta. “Orta yaş dönemi bir çeşit çöl gibidir, nadasa bırakılmıştır” diyor sanatçı kolonisi Yaddo’daki eş-başkanlık görevini yeni tamamlayan Unterberg. “Kadınlar genellikle aile meseleleriyle meşguldür ve yaptıkları işler erkekler kadar değer görmez. Piyasa kadınlar açısından güçlü değil. Okuldan henüz mezun olmuş çok genç kadınlar için biraz daha güçleniyor ve ileri yaşlardaki bazı kadınlar yeniden keşfediliyor, ama görünüşe göre en çok yardıma ihtiyaç duyanlar orta yaş dönemindeki kadınlar.”

Ödülün amacının finansal ihtiyaçları karşılamaktan ziyade –çünkü tüm sanatçılar elbette parayı bir şekilde kullanır– asıl niyetin yüksek sesli bir “aferin” duymalarını sağlamak olduğunu açıklıyor. “Ödül programını başlatmanın nedenlerinden biri böyle bir teşvik almış olsaydım ne kadar muhteşem olacağını bilmemdi. Kendi bakış açımdan söylüyorum: Birinin yeterince parasının olması böyle bir tanıtıma ihtiyaç duymadığı anlamına gelmez.”

2010’da ödülü kazanan heykeltıraş Arlene Shechet, ödülün hem psikolojik hem profesyonel bakımdan çok ihtiyaç duyduğu bir onaylanma olduğunu söylüyor. İki yıl sonra Boston’daki Institute of Contemporary Art’ın ilk kez müzede ona yer verdiğini belirtiyor ve ödüller doğrudan bu gibi teklifleri beraberinde getirmese de, “X veya Y ödülünü almadan böyle şeyler gerçekleşmiyor. Kurumların kendilerini daha güvende hissetmeleri için akranlarınız arasında belli oranda tanımanız gerek” diyor.

Unterberg, Anonymous’un kadınların kadınlar tarafından desteklemesinin altını çizen rolünden memnun. Ama göz ardı edilen kadın sanatçılara hak ettiklerini verme hareketinin erkek taraftarları da var; başı çekenlerden biri de yedi yıldır Londra, Mayfair’de kendi adını taşıyan bir galeri işleten Richard Saltoun. Küçük galerisinde yerleşik düzen sınır tanımaz çalışmalarına pornografik yaftasını yakıştırdığı için en iyi ihtimalle itibar görmeyen, en kötü ihtimalle de dışlanan Renate Bertlmann ve Eleanor Antin gibi bir dizi öncü feministin ticari kariyerlerini yeniden diriltiyor. Öte yandan erkek sanatçıların eserlerini de sergilemesine karşın galerisini 100% Women diye adlandırdığı yeni bir programa adadı.

Richard Saltoun’ın direktörlerinden Allison Thorpe, “Bizim çalışma tarzımızın en önemli paydası, göz ardı edilen sanatçılara ışık tutmak” diyor. 100% Women projesi ise 1970’lerden beri özellikle cinsel kimlik üzerine eserler veren Rose English’in solo sergisiyle başladı. “English, Britanya’da performans sanatının gelişiminin ayrılmaz bir parçası. Ama küçük bir hayran kitlesinin dışında kim olduğunu kimse bilmiyor. Richard sanat tarihinde hak ettiği yeri kesinlikle aldığını görmek istiyor.”

Galeri, English ve diğerleri adına yaptıkları sayesinde çalışmalarında cinsiyet ve cinselliğe odaklanan Avusturyalı sanatçı Bertlmann’ın önünde açtıkları yola benzer bir dinamik yaratabilmeyi umut ediyor. Saltoun’un 2013’te çalışmalarını sergilemeye başladığı Bertlmann, geçtiğimiz Venedik Bienali’nde Avusturya’yı temsil etti. “Galerilerin sanatçıyla bir ilişki kurması ve kariyerleriyle ilgilenmesi gerekir” diyor Thorpe. “Renate onca yıldan sonra mükemmel bir örnek, nihayet geri dönüyor. Finansal bir dönüş değil bu; akranları ve endüstrinin ona yeniden saygı duyduğunu gösteren bir dönüş.”

Thorpe, bir zamanlar dışlanan bu kadınların çalışmalarının bugün alıcı bulabildiğini eklese de, söz konusu satışlar asla abartılmamalı. Nedenlerden biri kurumların ve hep birlikte yarattıkları düzenin zihniyet değişimine ayak diremesi. Kurumlardaki genel kurul üyelerinin “erkek egemen koleksiyonlarını koruduklarını” söylüyor Shechet. “İnsanların koleksiyonlarını korumaktan vazgeçeceklerini sanmıyorum. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar koleksiyonları önünde sonunda değişmek zorunda.”

Hazırlayan: Julie Belcove