Rolls-Royce’un Cullinan SUV’u

Rolls-Royce adına yeni bir yol açan lüks Cullinan SUV, Wyoming’in vahşi yollarında tüm yeteneklerini sergiliyor.

Muhammed Ali’nin Cassius Clay olduğu zamanlarını hatırlayanlar, genç bir savaşçının yıkıcı gücüyle rakiplerini alt etmenin ne kadar kolay göründüğünü anımsayabilirler. Ağır sıklet boksör, bu gücünün farkında bir şekilde, 1964’te Miami’deki Sonny Liston dövüşünden önce sonucu önceden tahmin ederek, “Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım” demişti. Aslında bu bakış açısı, kolaylıkla Rolls-Royce markasının Cullinan’ı geliştirmesine ilham vermiş olabilir. Üzerinde Rolls-Royce heykeli bulunan ilk SUV modeli heybetli bir Parthenon şekilli ön panjura sahip. Otomobil üreticisi, Cullinan’ı “yüksek gövdeli araç olarak” tanımlıyor. Bu da SUV’un açılımında yer alan “spor” kelimesini vurgulayan ve atletik işler yapmayı amaçlayan üreticilerden daha farklı bir yaklaşım anlamına geliyor.

Herkes bu araçların geleceğini görmüştü, çünkü neredeyse dünyadaki tüm otomotiv markaları, giderek büyüyen sportif amaçlı araç yani, SUV segmentinde başarılı olmak istiyordu. Bununla birlikte Rolls-Royce müşterileri diğer markaların SUV modellerini kullanarak ıstırap çekerken, Goodwoodlu markadan gelecek bir model istiyorlardı. Rolls-Royce artan talep karşısında üç yıl önce Cullinan Projesi’ni duyurdu. Bunun için tüm kaynakları kullanacağını belirten marka, kendi sözleriyle şunları ifade etti: “SUV’ların Rolls-Royce’u.” İsmi bile lüksü çağrıştırıyordu çünkü şimdiye kadar bulunan 3.106 karatlık beyzbol topu büyüklüğündeki en büyük ve en kusursuz elmasın adını taşıyordu. Bu elmas daha sonra 105 değerli taşa bölünmüştü; en büyük ikisi İngiltere Kraliçesi tarafından takılan Kraliyet Tacı’nı süslüyor.

Böylesine önemli bir isimle birlikte Cullinan’ın her bir santiminin Rolls-Royce olması şaşırtıcı değil. Bu araç, yeni alüminyum “Lüksün Mimarisi” altyapısı üzerine yapıldı. Bu platformu ilk kez mevcut, sekizinci jenerasyon Phantom’da görmüştük. Modüler bir platform olması sayesinde hızlı şasi geliştirmeleri yapılabildi, alt çerçeve parçaları ortak kullanılabildi ve platform, geleneksel tasarım ve üretim tekniklerinin imkân vermeyeceği ölçüde modele özgü olarak optimize edilebildi. Yeni mimariyle birlikte Cullinan, 2.750 kg civarında ağırlığa sahip oldu. Hafif olmasa da, yol tutuş ve direksiyon tepkileri açısından etkileyici.

Phantom kardeşinden neredeyse 60 cm kadar daha kısa olan Cullinan, elbette daha uzun ama daha geniş değil. Bu yükseklik, sürücü ve yolculara taht gibi bir konfor ve yola hâkim görüş açısı sunarak ayrıcalıklı bir oturma pozisyonu sunuyor.

Cullinan’ın Wyoming, Jackson’da yapılan dünya lansmanında Rolls-Royce ekibiyle bir araya geldik. Burası, yeni modelin tüm kapasitesini sergilemek adına ideal bir yer. 1.800 metrelik bir yükseklikte olsak da, hava kusursuz ve soğuktu. Teton dağlarında bazı kar izleri vardı ama henüz yola düşmemişti. Ancak bu bizim için sorun olmazdı çünkü Cullinan, bir filin arkasına konan oxpecker kuşunu kuyruğuyla kovması gibi buraları rahatlıkla aşabilir.

Cullinan’ın yenilmez performansının büyük bir bölümü motorundan geliyor. “Yüksek hacimli motorların yerini hiçbir şey tutamaz” sözünü doğrular gibi, Cullinan’ın V-12 motoru neredeyse 7,0 litre hacme sahip. Devirlenmeye hevesli ve güç akıcı bir şekilde sadece 1.600 d/dakika’nın üzerinde gelmeye başlıyor. Aynı zamanda yüksek tork değeri, çamur veya karlı yollarda yokuş çıkarken de kendisini gösteriyor. Uydu destekli ZF sekiz ileri otomatik şanzıman, GPS navigasyon bilgilerine dayanarak yol koşullarını takip ediyor ve vites değişimlerini nanosaniyeler içerisinde yapıyor. Önceki Rolls-Royce yol otomobillerinden farklı olarak Cullinan sürekli dört çeker sürüşe sahip. Arka tekerlekten yönlendirme sistemi, dar manevralarda aks aralığının kısalması etkisi yapıyor ve genel olarak yol tutuş tepkilerini iyileştiriyor. Kuru asfalt dışında bir yerlerde sürüş yaparken, beş sürüş modunu otomatik olarak ayarlayabiliyorsunuz. “Offroad” düğmesine yapılan tek bir dokunuşla, çekişi ve havalı süspansiyonun yüksekliğini her tür yol koşulu için ayarlamak mümkün. Cullinan sürüş yüksekliğinin artmasıyla 50 cm’ye kadar derinlikte sulardan geçebiliyor.

Offroad maceramız bizi, Jackson’daki en dik kayak pistlerinden birine getirdi. Buradan dönüş de son derece kolaydı çünkü “Yokuş İniş” düğmesi, bunun kaya gibi sağlam bir şekilde yapılmasını sağlıyor. 22 inç jantlara ve Cullinan için özel olarak üretilen modele özel lastiklere de (ön taraflar köpük dolgulu) değinmek gerek. Düşük profilli olmasına karşın direksiyona neredeyse hiçbir titreşim yansıtmıyorlar. Pürüzlü kayaların, tümsekli yolların, gevşek zeminlerin ve ciddi şekilde bozuk yolların üzerinden geçerken son derece sağlam hissettiriyorlar. Ayrıca geyik ve bizon gibi büyük cüsseli hayvanların yanından geçerken belli bir mesafeyi koruduk ve onlar da bizi hoş karşıladılar.

Sonuç olarak Cullinan her türlü zeminde, Rolls-Royce’un “uçan halı” diyerek tanımladığı sürüş kalitesini karşılıyor. Diğer otomobiller gibi gürültü veya titreşimden içeridekilerin etkilenmesine izin vermiyor. En garip olanı ise, ciddi arazi koşullarıyla mücadele ederken Cullinan’ın kabininin inanılmaz derecede sessiz olmasıydı. Mühendisler, bu sessizliği sağlamak için her alanda çalışmışlar: Jantlardan ve şasiden gelen yol gürültüsü ya da gövde fazla aerodinamik olmasa da rüzgâr sesi, yüksek hızda bile neredeyse hiç yok. Bu sessizlik seviyesi kabini daha lüks hale getiriyor ve bunu yakalayabilen çok az otomobil var ve kesinlikle bu seviyede hiçbir SUV yok.

Büyük kapılar, yüksek kalitede deri döşemelere açılıyor. Yumuşak, uysal ve oldukça hassas. Bazıları, Cullinan’ın görkemli koltuklarında bir Kobe sığırı sürüsünün yattığını düşünebilir. Diğer yandan doğal olarak birçok döşeme tercihi sunuluyor. Ön konsolda boxgrain deri (üst düzey kaliteye sahip İtalyan valizi gibi düşünün), karbon fiber veya kitap sayfası renginde ahşap kaplamalar ve daha alt bölümde gözenekli ahşap tercih edilebiliyor. Düğmeler ve hava kanalları etrafındaki parlak krom süslemeler, zarif mat alüminyum kaplama ile kontrast yaratıyor ve kabini aydınlatmak için tam da yeterli oranda “mücevheratın” kullanılması gibi. Gerçek ibrelere sahip dijital göstergeler, sanal yüzeylerle eşleştirilmiş. Ortadaki dokunmatik ekran ve döner düğme kontrolleri, sürücü ile yolcunun, bilgi-eğlence ekranını veya kabin fonksiyonlarını yönetmesini sağlıyor. Döner düğmenin yanında ise, daha önce sözünü ettiğimiz “Offroad” ve “Yokuş İniş” düğmelerinin yanı sıra, havalı süspansiyon yükseklik ayarı yer alıyor.

Arkada iki farklı koltuk düzeni sunuluyor: Salon Koltukları veya Bireysel Koltuklar. Her ikisinde de arkadaki yolcular ön taraftakilerden daha yüksekte oturuyor. Arkadakiler için panoramik cam tavan ve büyük yan camlarla daha iyi bir görüş açısı sağlanıyor. Salon Koltukları konfigürasyonu, üç yolcu kapasitesiyle daha işlevsel ve arka koltukların sırt kısmı, otomatik olarak katlanarak düz bir taşıma alanı oluşturabiliyor. İkinci seçenek olan Bireysel Koltuklar, içerisinde buzdolabını, şampanya kadehlerini, viski bardaklarını ve dekanter barındıran içecek dolabının yer aldığı sabit bir orta konsol ve iki cömert koltuktan oluşuyor. Bireysel Koltuklarda, yolcu kısmı ile bagaj alanı bir cam tarafından ayrılıyor. Böylece SUV’ların sahip olduğu rafinelik eksikliğini gidererek sessizliği sağlıyor. Her iki koltuk konfigürasyonunda da, bagaj kapağı üstten ve alttan olmak üzere iki parçalı olarak otomatik açılıyor ve kapanıyor.

Hangisini seçerseniz seçin, yüksek sürüşe sahip lüks yol otomobili veya arazi savaşçısı olan bu araç, Rolls-Royce’un kökenlerini yoğun çamurda ve asfaltta ortaya koyuyor. Cullinan görevi ne olursa olsun, Phantom kadar sakin kalıyor. Kelebek ya da arı, Cullinan gerçek bir nakavt darbesi vuruyor.

ROLLS-ROYCE’UN ARAZİYE GİRDİĞİ ZAMANLAR

Cullinan SUV, Rolls-Royce tarihi içerisinde markanın ilk garip modeli gibi görünse de, markanın offroad tarzı araçlara olan inancı daha eskilere dayanıyor. Otomotiv dünyasının ilk yıllarına bakıldığında, Rolls-Royce kısa zamanda kendisini sadece lüks otomobil olarak değil, aynı zamanda 1906’dan beri yapılan ilk Silver Ghost modellerinin sağlamlığıyla da öne çıkmıştı. Kavurucu Gobi çöl kumlarından, Alplerin asfaltsız zikzaklı yollarından geçmeyi başarmıştı.

Mekaniklerin “Dünyanın En İyi Otomobili” olarak tanımladığı bu durdurulamaz araçların birçoğu, Birinci Dünya Savaşı sırasında kullanılmıştı. Rolls-Royce Zırhlı Araçlar, Silver Ghost’ta kullanılan şasi ve motor üzerine yapılıyordu. Teçhizatları arasında 1,3 cm kalınlığında kurşun geçirmez plaka ve taret silahı, su soğutmalı Vickers 303 mitralyöz vardı. Cullinan ise, her ne kadar bu kadar ağır görevler için planlanmamış olsa da, askerleri her yere götürebilme DNA’sını hala taşıyor.