|

Köklü porselen markaları lüks sofra takımlarında yüzlerce yıllık klasik desenlerinden vazgeçmiyor. Dekoratif objeler söz konusu olduğunda ise porselenin zarafeti modern tasarımlarla birleşiyor. İşte karmaşık detaylar ve sabır isteyen işçiliklerin öyküsü...
İspanyol Lladro’nun Valencia’daki atölyesinde heyecanlı bir gün yaşanıyor. 20 kişilik tasarım ekibi ellerinde eskizler bir sağa bir sola koşturup duruyor. Bu telaşın nedeni, odanın en güvenli noktasına yerleştirilen porselen saltanat kayığı. Beş yıllık bir emeğin ürünü olan Queen of the Nile’dan bir tane daha yok. Eski Mısır efsanelerinden esinlenerek tasarlanan kayık son rötuşların ardından atölyede sahibini beklemeye koyuluyor.
Queen of the Nile, lüks porselen markası Lladro’nun 2010 koleksiyonundaki en değerli obje. Onu bu kadar özel kılan, üzerindeki işçilik ve buna bağlı olarak belirlenen fiyatı. Bir Mısır kraliçesinin dostlarıyla birlikte eğlendiği anı tasvir eden 132 bin euroluk kayık, Eski Mısır’a ait nakış ve bezemelerle süslü. Yapımı beş yılda, boyanması 400 saatte tamamlanmış.
Sadece bir parça için harcanan bunca emek porselenin nasıl ihtişamlı eserlere dönüştüğünün göstergesi. Marco Polo 1200’lü yıllarda Çin’i baştan sona gezmeseydi, belki de Avrupa böyle bir sanatla tanışmayacaktı. İlk kez MS 618-907 yıllarında Çin’in Tang Hanedanlığı’nda kullanılan porselen ancak 1700’lü yılların sonlarında Avrupa’ya gelebildi. Fransa’nın Limoges kasabasında altın tozu kullanılarak boyanan ihtişamlı desenler zamanla lüks objelere hayat verdi. O yıllardan bu yana ressamlar, heykeltıraşlar ve tasarımcılar porselenlerin üzerindeki desenleri çizdi. Ve köklü markalar artık imzaları haline gelen bu desenleri büyük bir özenle korudu. Hemen hepsi sofra takımlarında artık klasikleşen yüzlerce yıllık desenlerinden vazgeçmiyor. Gelişen tekniklerle birlikte yarattıkları dekoratif objelerde ise porselenin zarafetini modern tasarımlarla birleştiriyor.
Devamı Robb Report’ta
|
|
|