Kapalı Kutu'nun Beş Sırrı

Dünyaca ünlü markaların nadide parçalarına sahip olsalar bile mücevher tutkunları için Kapalıçarşı’nın yeri başka. Eşsiz ustaların tasarımlarından vazgeçmek kolay değil çünkü. Çarşının en iyi 5 mücevhercisi ve en özel ürünlerini Robb Report sayfalarına taşıdık.

“Kapalıçarşı artık kapalı kutu değil...” Orhan Veli’nin dizelerinden alıntı yapılarak yaratılan bu slogan geçtiğimiz yıl Kapalıçarşı’yı canlandırma   ve yenileme girişimleri sırasında dillere pelesenk olmuştu. Aradan bir yıl geçti ama bu değerli kutunun içindeki cevherlerin tam olarak ortaya çıkarıldığı pek söylenemez. Bunun biraz da çarşı esnafının geleneksel yapısından kaynaklandığı düşünülebilir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ekonominin merkezi olan çarşıda serbest rekâbet devlet eliyle yasaklanmış. Dükkânlar aynı genişlikte, ürünler ise devletin belirlediği fiyatlarda sabitlenmiş. Dükkân önünde tezgâh açıp müşteri avcılığı yapmak da yasakmış. Onlarca kumaşçının, mücevhercinin bu kadar katı kurallar içinde uzun yıllar varlığını sürdürebilmesini sağlayan ise esnaf arasındaki dayanışma ve müşteriye verilen güven duygusu olmuş. Günümüzde rekâbet koşulları değişmiş olsa da pek çok dükkân, özellikle de mücevherciler, modern pazarlama tekniklerinden ve sektörden uzak, butik üretimlerini sürdürüyor. Ustalar ve sadekârlar da çarşı gibi biraz “kapalı”... Müşteri talebiyse bu tezi yalanlar nitelikte.
Her ne kadar Kapalıçarşı’ya kapalı kutu benzetmesi yapılsa da, meraklıları yaklaşık 4 bin dükkânın bulunduğu tarihi alışveriş merkezinde kimin kapısını çalacağını çok iyi biliyor. Söz konusu mücevher olduğunda ise bazı kapıların menteşelerinin aşındığını söylemek mümkün. Hilat örneğinde olduğu gibi... 24 ayar (saf) altın denildiğinde akla ilk gelen isim olan Hilat, sadece mücevher tutkunlarının değil, çarşı esnafının da işlerini yakından takip ettiği bir usta. Tam da bu yüzden Hilat, takılarını pek ortaya çıkarmıyor. Usta, tasarımlarının taklit edilmesini önlemek için Kapalıçarşı’daki vitrinini neredeyse bomboş bırakmış. Bu küçücük dükkân dışında Nuruosmaniye, Şerefhan’ın birinci katında, çarşı içindekinin tam tersine vitrininde birbirinden güzel tasarımlarını teşhir ettiği ikinci bir dükkâna daha sahip Hilat. Sonradan öğreniyoruz ki bu tasarımlar, satışa sunulmayan ve birçok müşterinin yenileriyle takas etmek için getirdiği eski ürünlermiş. Her daim kilitli duran dükkânın Hilat’ın tasarım konseptiyle birebir örtüşen antik zili, sarı bir cennetin kapılarını aralıyor. 1971 yılında kurulan Hilat’ın tasarımları özellikle Bizans ve Osmanlı döneminin teknikleri ve motifleriyle oluşturuluyor. Bütün tasarımlar titizlikle yapılan ön araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılıyor. Bu araştırmalar, satış konusunda da müşteriye yardımcı olan bir arkeolog ve bir sanat tarihçisinin destekleriyle yapılıyor. Ürünlerin tamamı el işçiliği. Örneğin özel tasarım bir kolyenin üzerindeki minik altın parçacıklar tek tek elde üretilmiş. Kolye gibi tamamen el yapımı olan saf altın bilezik de Diatrita adı verilen koleksiyonunun bir parçası. Diatrita, MÖ 3’üncü ve 7’nci yüzyıllar arasında özellikle Doğu Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan ajur ve telkâri teknikleriyle üretilen takılara verilen genel isim. Hilat, bu koleksiyonu oluştururken ilham aldığı, antik dönem tasarımcılarının mirasını yaşatmayı hedeflemiş.


Devamı Robb Report’ta...

 



Robb Report


E-Bülten Aboneliği

Ad Soyad
E-Posta

 

 

 
© 2010 Doğuş Yayın Grubu