Robb Report Kulüp: İrem Kınay

Her biri sanat eseri olan masa üstü kitapları Türkiye’ye sevdiren İrem Kınay, vizyonunu Madame Malachite markasına da taşıyor.

Assouline normal bir kitapçı değil. Çünkü burası,kitabı,verilebilecek en güzel hediye olarak konumlandırır. Masa üstü kitaplarının Türkiye’de sevilmesinin ardında, bu vizyonun rüzgârı var aslında. Ve bir de Assouline’in Türkiye marka sahibi İrem Kınay’ın… Bebek’te, Mısır Konsolosluğu’nun hemen karşısındaki bu şık kitapçı, Türkiye’ye gelişinin 10. yılını kutluyor. Aslında Kınay, 2010 yılında New York‘ta sosyal bir ortamda Prosper Assouline ile tanışmasa ve onu Türkiye’ye hayran bırakmasaydı Assouline’in zarif ve çarpıcı kitaplarından mahrum kalabilirdik. Bugüne dek İstanbul ve Türkiye konulu dokuz kitap çıkaran Assouline Türkiye, bir nevi kültürel mirasımızı ve değerlerimizi de yurtdışında tanıtıyor. Kınay ile bu kez Küçükbebek’teki ofisinde buluştuk ve yaklaşık bir saat boyunca gözlerindeki o ilk günkü pırıltıyı yakalamanın ayrıcalığını yaşadık. Kendisinden bu heyecanın ve tutkunun yansıması olan yeni projelerini de dinledik.

Assouline’i Türkiye’ye getirirken çekinceleriniz var mıydı?

Finans ve yeni girişim yönetimi alanlarında eğitim aldım ve senelerce de yatırım bankacılığı yaptım. Ardından aile şirketimizin enerji yatırımlarının başına geçtim. Bu açıdan baktığınızda geçmişimde siyah-beyaz bir dünya var. Ancak, kreatif konulara da yatkınlığım vardı. Özellikle de tasarıma… Assouline’in de sıkı takipçisiydim. Markayı New York ve Londra’da yaşadığım dönemden biliyordum. Sosyal bir ortamda da Prosper Assouline ile tanışma fırsatım oldu. O esnada kendisine sürekli Türkiye’yi, İstanbul’u anlattım. Assouline’i Türkiye’ye getirmeyi düşünüp düşünmediklerini sorduğumda kibar bir şekilde sıranın henüz İstanbul’a gelmediği yanıtı aldım. Ancak pes etmedim. Sohbetin geri kalan kısmında Türkiye’ye neden gelmeleri gerektiğini anlattım.

Ve sonuç aldınız.

Türkiye’nin kültürel mirası sayesinde Assouline burada çok çeşitli kitaplar hazırlayabilirdi. Bunu anlatmaya çalıştım aslında. İki gün sonra Prosper Assouline’in asistanı arayarak kendisinin benimle kahve içmek istediğini söyledi. Bana, “O kadar çok İstanbul’u ve Türkiye’yi anlattınız ki iki gündür sadece Türkiye’yi düşünüyorum.  Bize bu konuda yardımcı olmanızı isteriz. Ancak sizinle yola çıkmak isteriz. Çünkü iyi bir şoföre ihtiyacımız var, siz de belli ki iyi araba kullanıyorsunuz” dedi. O noktada en büyük çekincem, yayıncılık ve mağazacılık konusunda hiç tecrübemin olmayışıydı.  Sadece o ofiste, konuşma esnasında çok büyük heyecan ve sevgi hissettim. Bütün detayları bilseydim belki o kadar cesaret de edemezdim. Macera böyle başladı.

Assouline, Türkiye’de umduğunuzdan daha mı çabuk ilgi gördü?

Türkiye’de o dönemde, özellikle masa üstü kitabının algısı çok farklıydı. Bol resimli kitaplar olarak düşünülüyordu. Oysa 21. yüzyıldaki görselliğe ve aynı zamanda da koleksiyonerlere hitap eden kitaplar olarak tanıtmaya çalıştık Assouline’i. Benim hep inandığım bir şey vardır: Kitap, en kalıcı, en güzel hediyedir. Bu kitapların her biri aslında sanat eseri. Elinize aldığınız her seferde o anki ruh halinize hitap ediyor. Bu yüzden zamanla eskimiyor, sizi tamamlıyor.

Lüks sektörüne hizmet eden bir yayınevi Assouline… Yayıncılığın lüks boyutu nedir size göre?

Assouline’in lüks tanımında birkaç nokta var. Her proje, en başından itibaren konusunda uzman bir fotoğrafçı, konuyu çok net ve iyi anlatabilecek bir yazarın seçimiyle başlıyor. Anlayacağınız her proje kendi başına özel. Hâlihazırda olan yazar ve fotoğrafçılarımız yok. Bir diğer unsur ise, kâğıdıyla, baskısıyla, tasarımıyla her anlamda özel kitapların hazırlanması. Kaliteli bir duruşu var. Koleksiyoner ruhuna işleyen az sayıda basılan kitaplarımız var. Örneğin; İstanbul’da yayımladığımız ilk kitap The Grand Bazaar Istanbul (Laziz Hamani fotoğraflayıp, Serdar Gülgün kaleme aldı) tükendi ve şu anda ulaşmaya çalışan çok koleksiyoner var. Bu kitabın çeşitli web sitelerinde 20.000 TL’ye el değiştirdiğini duyuyoruz. Vivienne Becker’ın Sevan Bıçakçı kitabı da 9-10 bin dolara satışa sunuluyor. Benim için Assouline’i lüks yayıncı yapan en önemli neden yaşattırdığı hisler. Pamela Fiori’nin In the Spirit of St. Barths kitabını ele alalım… Kitabı okuduktan sonra oraya gitmiş kadar oluyorsunuz. Hiç aklınızda olmasa bile, kitabı okuduktan sonra fikriniz değişebiliyor.

Lüksün sadece fiyatla alakalı olmadığına inanıyorum ve Assouline’in yaptığı da bu aslında. Deneyimi farklı bir şekilde, kitaplar aracılığıyla yaşatıyorsunuz okurlarınıza…

Kesinlikle. Benim için öncelik, kalite. Yanı sıra herhangi bir deneyim de çok önemli. Öte yandan bir ormana gidip herkesten uzaklaşmak da büyük lüks. Kalite, lüksün bir numaralı tanımı. İkincisi de az olan. Nadir bulunan bir şey lüksü lüks yapar.

Assouline, Türkiye’de kendisini nasıl yeniliyor?

Bebek’te mağazamızı ilk açtığımız yıllarda bazı müşterilerimiz, “Ne kadar zor bir işe girdiniz” diyorlardı. Ama bu, bir tutku. Bir şekilde bunun zevkini aldığınızda yani zanaatın, sanatın, tasarımın, seyahatin içine girdikçe vazgeçilmez oluyor. Bir insanı zenginleştiren, pişiren şey okuduğu kitaplar, gittiği yerler, dinledikleri müziktir. Bunların tümü ruhu besler. Bu bakış açısının Türkiye’de zamanla tutulması ve kitapların Türkiye’de bu kadar daha geniş çevrede kabul edilmesi elbette bir süreçti. Aslına bakarsanız bazı şeyler konusunda fazla düşünmeden içine atılmak gerekiyor. Her yeni kitap da yeni bir süreç benim için. İlk yıllarda en büyük misyonum Türkiye’den çıkan kitapların tüm dünyada satılmasıydı. Dokuzuncu kitapla da bu görevi güzel bir şekilde yürüttüğümüzü düşünüyorum. Beni her zaman heyecanlandıran da bir sonraki proje oldu. Assouline Bebek mağazası içi boş bir kanvas esasında. Her sene içine yeni ne katacağım diye düşünüyorum. Sürekli yenilik var. Bu, her sene kafamda resim gibi oynadığım bir kanvas. Sürekli değişiyor. Beni heyecanlandıran da tam olarak işte bu.

Bugüne kadar Türkiye’den yayımlanan kitaplar arasında sizi en fazla etkileyen hangisiydi?

Şu anda dokuzuncu kitabımızı hazırlıyoruz. Elbette her biri değerli benim için. Ama The Grand Bazaar Istanbul’u elime aldığımda yaşadığım duyguyu sanırım kızım üniversiteden mezun olduğunda tadacağım. 2010-2011’den bahsediyoruz, o dönem Kapalıçarşı’nın da en büyüleyici zamanlarıydı. Şimdi kitaba baktığımda çarşının o dönemini kitaplaştırmaktan çok büyük heyecan duyuyorum. Şu anda kapanmış olan mağazalar da var kitabın içinde. Şu anda bitirmeye çalıştığımız bir de mavi yolculuk kitabımız var. Yurtdışının sırtını biraz Türkiye’ye döndüğü dönemde inanılmaz bir kitap geliyor. Sahillerimizi anlatıyor. Cevat Şakir’in mavi yolculuğunun rotasını ele alarak sahillerimizi anlatıyoruz. Ama bu, yeniçağ mavi yolculuğu olacak ve kitap nisan-mayıs aylarında yayımlanacak.

Seyahat özelinde hazırlanan kitaplara ilgi daha mı çok?

Global anlamda seyahat herkese hitap eden bir konu. Farklı tecrübeler ediniyorsunuz seyahat ederken. Bildiğiniz gibi 21. yüzyılın vazgeçilmezi keşfetme duygusu. Seyahatin ardından gastronomi kitapları da ilgi görüyor.  

Peki, siz sıklıkla seyahat ediyor musunuz?

Son zamanlarda New York ön planda benim için. Assouline’in merkezi de burası olduğu için kitap projeleriyle ilgili sıklıkla orada oluyorum. Seyahat etmek benim için hava almak gibi. Beni besliyor… İşlerin yoğunluğundan ötürü son zamanlarda keyfi seyahat edemiyorum.

Yine de fırsat bulduğunuzda hangi destinasyonları tercih ediyorsunuz?

Yaz aylarında Avrupa’yı olmayı tercih ediyoruz. Bu sene Sardunya ve Capri’deydik. Marakeş vazgeçilmez destinasyonlardan benim için. Çocukluğumun geçtiği Asya’yı çok iyi biliyorum ve oraya gitmekten de keyif alıyorum. Hindistan da bana her zaman büyüleyici gelmiştir.

MALAHİT TAŞININ GÜCÜ

Madame Malachite bir marka değil, kişisel bir hikâye. Keşfetmeye meraklı bir kadının hikâyesi. İrem Kınay’ın sıklıkla yanından ayırmadığı, tılsımına, enerjisine inandığı malahit taşı ise bu ayrıcalıklı koleksiyonların doğmasına vesile olmuş. Ruhu koruyup kollayan, şans getiren malahit taşının, Madame Malachite koleksiyonlarına sahip olanları etraflarındaki negatif enerjiden koruduğun bile söyleyebiliriz.

Assouline Türkiye’yi boş bir kanvasa benzetiyorsunuz. Yeni girişiminiz Madame Malachite da o resmin bir parçası mı?

Kesinlikle. Mağazamızı biliyorsunuz. İçeride kitapla objenin bir araya geldiği kültür ve keyif alanları yaratmıştık. St. Regis’te, Raffels’ta ve bazı özel evlerde 2010’dan beri bu alanların örneklerini görebilirsiniz. Hayal ettiğim objeler ortaya çıktığında girdiğimiz mekânlara kendimden de bir enerji katmak istedim. Malahit taşının uğuruna, enerjisine çok inanırdım. Uzun seneler yanımdan ayırmadığım küçük bir malahit taşım vardı. O yüzden her yaptığım objeye bu negatif enerjiyi alan, insanlara iyi gelen bu taşı koymak istedim. Madame Malachite böyle doğdu. Kütüphane objeleriyle yani… Madame Malachite aslında kafamda yarattığım bir persona. Merak eden, seyahat etmeyi seven, belli bir stile sahip, gustosu olan kişilik. Sevgi dolu bir karakter. Bu çıkış noktasının etrafında çok güzel bir koleksiyon yarattık. Assouline Bebek mağazamızın arka tarafında da küçük bir Madame Malachite odası yaptık.

Kaç parçadan oluşuyor koleksiyon?

İkiye bölünüyor. İlki Jewels for Your Library olarak adlandırdığımız merak uyandıran objelerden oluşuyor. Rahleler, kitap destekleri, nazar boncukları, kitap aksesuarları… Bir diğeri de Jewels for Your Style koleksiyonu. Madame Malachite’ı tanımlayan zarf çantalar, küpeler, kokteyl yüzüklerinden oluşuyor.

Ne zaman yarattınız Madame Malachite’ı?

Bu fikir üzerinde düşünmem yani böyle bir hayali kurmam 2016 senesinin sonuna rastlıyor. Koleksiyonda yer alan ürünlerin malzemesi deri olduğundan, kendim de bir deri atölyesi kurdum.

Tamamen yerli üretim o halde?

Her şey yerli. Türkiye’nin dört bir yanından kadınların el işçiliğini kullanıyoruz ürünlerimizde. Örneğin; bazı çantalarımızın deri örgülerini kadınlar hazırlıyor. Zamanla bunu daha da geliştirmeyi arzu ediyorum. Kadının yaratıcılığını ve hikâyesini biraz daha ortaya çıkarmak hedefliyorum.

Koleksiyon parçaları diğer Assouline’in mağazalarında da bulunuyor mu?

Evet. Madame Malachite’ın ilk rahlesini tasarladığımız bir kütüphaneye yerleştirdim ve Assouline’in Instagram hesabında da paylaşıldı. Henüz Bebek mağazasına satışa çımadan Paris Assouline mağazası bu rahleleri nereden bulduğumuzu sormuştu. Dört küçük, dört de büyük siyah rahle yollamıştık Paris’e. Bunu unutamıyorum. Prosper Assouline de çok beğenmişti. Ardından Londra’da ve Maison Assouline’de de kullanıldı. Şu anda Madame Malachite koleksiyonları Paris, Los Angeles, Palm Beach, Dubai, Kore ve Peru’da, git gide de yaygınlaşıyor. Benim için büyük bir gurur.

Koleksiyona kıyafet de eklenecek mi?

Kafamda canlandırdığım bir hikâye olarak ilerliyor. Bazen düşündüklerim hikâyeye tam uymuyorsa yok edebiliyorum. Ama kıyafet de neden olmasın?