Robb Report Kulüp: Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton

Üniversiteden mezun olur olmaz ailesinden kendisine bir sanat eseri almalarını isteyecek kadar sanata tutkun bir isim Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton. Her ne kadar koleksiyoner olmadığını söylese de, son 10 yıldır estetik zevkine uygun bir biçimde eserler topluyor. Enstalasyonlardan üçboyutlu çalışmalara, heykelden resme geniş çapta bir koleksiyonu var Alaton’un. Bu tutkusunu sosyal medya aracılığıyla takipçileriyle de paylaşıyor. Sosyal medyanın bu anlamda eğitici ve öğretici bir yanı olduğunu düşünen başarılı iş insanı, yakın zamanda bir de YouTube kanalı açtı.

Şu anda bulunduğumuz Alarko Holding merkez binasının tarihi bir dokusu var. Sizinle buluşmaya gelmeden önce bahçesinde ilerlerken şehrin içinde sanki başka bir yerdeymişim gibi hissettim. Bildiğim kadarıyla önceden şifa yurdu olarak kullanılıyormuş.

Evet, dediğiniz gibi bu bina çok özel. Maslak’tan şehrin içine taşınmaya karar verdiğimizde elimizde çok az alternatif vardı. “Özel bir yerden daha özel bir yere nasıl geçilir” diye düşünürken gündemimize burası, şifa yurdu geldi. Önce kiraladık, sonra da bu arazinin ve binanın belli oranda ortağı olduk. Çok özel ve güzel, gurur duyduğumuz bir bina. Hem tarihi dokusu var hem de İstanbul’a güzellik katıyor. İlham veriyor bizlere.

Olduğu gibi muhafaza edilmiş olması da ayrıca güzel.

Tabii ki. Hem mecburduk muhafaza etmeye hem de burası için yapılacak ekstra bir şey yoktu. Holding binası ve fabrika ortamı yok burada. Tamamen en üst kademe ve havuz departmanları görev yapıyor.

Babanızın odası da burada ve aynı şekilde korumuşsunuz.

Benim odamın hemen yanında ve hâlâ kendisinin kullandığı gibi. Üzeyir Bey’in odasını da oğlu kullanıyor.

Burada resmen anılarla yaşıyorsunuz.

Kesinlikle.

Mütevazı ve zevkli bir insansınız. Tam da bu noktada ‘lüks’ tanımınızı öğrenebilir miyim?

Hayatımda ergonomiye ve fonksiyonelliğe öncelik veren biriyim. Estetik tabii ki çok önemli ancak, estetik ve güzel olduğu halde kullanışlı değilse ‘lüks’ kavramıma uymuyor. Kullanışlılık, yani ergonomi ve estetik bir arada olmalı. Evime alacağım bir ayna bile sanat eseri olabilir bu anlamda. Evet fonksiyonel ama, aynı zamanda bir galeriden satın alınmış bir sanat eseri olabilir o ayna. İkisini bir arada seviyorum. Kıyafetlerimde de mutlaka rahatlığa önem veririm.

Ne tür kıyafetler tercih ediyorsunuz?

Üzerimde taşıdığım kıyafet bana kendimi iyi hissettirebilmeli. Eğer üzerimdekilerden rahatsız oluyorsam ne aklım iyi çalışır ne de ağzım iyi laf yapar. Bütün konsantrasyonum bozulur. Bu yüzden rahat etmeye önem veriyorum. Özellikle tanınmış, ünlü bir marka olması da gerekmiyor. Güzel markaları severim tabii ama herkesin üzerinde göreceğim, birkaç kilometre uzaktan kendisini belli eden parçaları gardırobuma kolay kolay yerleştirmem. Klasik olabilecek parçaları satın almaya da gayret ederim. Örneğin bir Rolex saat, bir Chanel ceket… Tüm bunlar torunlarınıza bırakabileceğiniz ikonik parçalar. Yoksa kıyafetlere büyük ölçüde para harcamak benim için bir anlam ifade etmiyor. Sanat eserine veya evde kullanacağım, devamlı gözümün önünde olacak bir objeye para harcamayı tercih ederim.

Az önce bir saat markasından söz ettiniz. Saatlere olan ilginiz ne boyutta?

Çok özel bir ilgim yok, yakından takip etmem. Ama saatler hem statü sembolü hem de evladiyelik parçalar.

Yakın bir zamanda YouTube kanalı da açtınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Sosyal medyayı çok seviyorum. Hem kendim hem de takipçilerim için sosyal medyanın eğitici ve öğretici olduğunu düşünüyorum. İnsanlara hem enerji veriyor hem de ön yargılarını, akıllarındaki ambargoları yıkıyor sosyal medya. Gençliğe dokunmanın, onlara ulaşmanın -neredeyse çocuklarıma bile- tek yolu… Önemli ve direkt yolu bence. Bazen çok sığ gibi görünse de, doğru kullanıldığında sosyal medyanın faydalı olduğuna inanıyorum.

Sosyal medyayı çok seviyorum. Hem kendim hem de takipçilerim için sosyal medyanın eğitici ve öğretici olduğunu düşünüyorum.

Peki, YouTube kanalınız?

Bu iş YouTube’suz olmaz dediler. Aslına bakarsanız diğer sosyal mecralara da biraz geç girdim. Örneğin Facebook’u sadece post etmek için kullanıyorum. Instagram’ı sığ buluyorum ama seviyorum. Yine de insanlara haber vermek için en üst katman Instagram. Linkedin’in de çok eğitici buluyorum. Twitter daha depresif. Orada vakit geçirmeyi pek sevmiyorum. İnanılırlığı da akıllarda soru işareti bırakıyor. YouTube kanalımda da daha çok geçmişe yönelik katıldığım TV programlarından, konuşmalarımdan paylaşımlar yapıyorum. Bu paylaşımlarım görünürlük elde ettikten sonra burası için de planlarım var. Yeni neler üretebilirim düşünüyorum üzerinde.

Sosyal medya sizin gibi profesyonel isimleri daha ulaşılabilir kılıyor.

Doğru. Ama bütün hayatımı paylaşmıyorum tabii. O kadar da açık olmamak gerekiyor. Özelinizi saklamanız gerekir sosyal medyada. Öte yandan bu kanallar aracılığıyla daha ulaşılır olmak tabii ki insanı yoruyor. Benim gibi sorumlu ve iletişime önem veren bir kişi, kendini cevap vermeye mecbur hissediyor. Yapabileceğim bir yardım varsa hemen o işe soyunuyorum. Bu da çok zaman alıyor. Bu yüzden kendimi terbiye edip bazı limitler koyuyorum. Belli saatlerde sosyal medyaya hiç girmiyorum. İnsanın kendisini disipline etmesi de önemli.

YouTube kanalınız için neler planlıyorsunuz?

Sürprizler olabilir. Biliyorsunuz hayat çok hızlı akıyor. Bizim de alternatiflerimiz artıyor. Zaman zaman değişik projeler geliyor. Hem yurtdışında, hem yurtiçinde kadın hareketinde bir rolüm olduğunu, bunun da hakkını verdiğimi düşünüyorum. Ama yerimi de gençlere bırakarak tabii. YouTube’ta da buna yönelik projelerim olacak.

Kadın hakları konusunda toplumun düşüncelerine yön verdiğinizi düşünüyorum. Ve bu konu özelinde yaptığınız her konuşma çok etkileyici.

Hiçbir düşüncem değişmedi. 25 senedir feminist olduğumu söylüyorum. Ama bu kavram yeni anlaşıldı veya yeni trend oldu. Şimdi erkekler bile “feminstim” diyebiliyor ya da “bunu cool buluyoruz” diyorlar. Mobbing ve taciz kadınların hep sorunu.  Ancak farkında olmadıkları kavramlar… Özellikle de iş hayatlarında…

Bu alanda yaptığınız konuşmalarda kadınların konfor alanlarından vazgeçmeleri gerektiğini savunuyorsunuz. Bu düşüncenizi biraz daha açabilir misiniz?

Kadının ekonomik bağımsızlıklarına sahip olmalarına takıntılıyım. Ekonomik bağımsızlık her şeyin ilacı. Kadın eğer kendi parasını kendisi kazanırsa kararlarını da kendisi rahatlıkla verebilir. Bu yüzden de sürekli kadınlara “konfor alanlarınıza hapsolmayın” diyorum. “Her şey yolunda, boş ver şimdi kim uğraşacak. Eski köye yeni adet getirmeyeyim” düşüncelerinden sıyrılmalarını söylüyorum. “Ben şimdi bunu bozmayayım, böyle iyi gidiyor” deyip konfor alanlarına hapsolmamalarını tavsiye ediyorum. Okuduğu ama hiç mutlu olmadığı bir alanda çalışıyorsa, daha mutlu olabileceği farklı bir iş alanına geçebilmeli.

Kadın haklarının yanı sıra tutkulu olduğunuz bir alan daha var: Sanat. Özellikle de çağdaş sanata karşı ilginiz olduğunu biliyorum. Sanata olan ilginiz nasıl başladı?

Koleksiyon yapmaya aslında, koleksiyon yapacağım diye hiç düşünmediğim zamanlarda başladım. Üniversiteden mezun olduğumda anneme çok hoşuma giden bir sanat eserini aldırmakla başladı her şey. Ünlü bir Art Deco sanatçısı Fransız Erté’nin eseriydi… Seneler içinde farkındalığım arttı. Fakat koleksiyon yapmaya yoğunlaştığım dönemler son 10 senedir. Koleksiyon yapmaya vakit ve bütçe ayırmak gerekiyor. Benim de çalışma hayatım çok yoğun. Koleksiyon yapmak başlı başına bir iş ve ben de aslında sıradan bir koleksiyonerim. Daha çok hoşuma ne gidiyorsa, neyle yaşamak istiyorsam, o eserleri toplayanlardanım. Belli bir periyodun, belli bir sanatçının, akımın, ekolün koleksiyonunu yapmıyorum. Başkaları için koleksiyon yapmadım, yapmam. Kendi estetik zevkimi tatmin etmek için bütçem elverdiği sürece seçimler yapıyorum.

Gerçek koleksiyonerliğin tanımı da bu bence…

Koleksiyonerliğe  herkes farklı bir açıdan yaklaşıyor. Kimileri gösteriş yapmak, kimileri yatırım yapmak için eser alıyor. Her konuda olduğumu gibi bunda da anarşist ruhluyum galiba. Büyükannem “beğenmeyen bakmasın” derdi. Bu, çok iyi bir felsefe.

Çok yoğunsunuz ama yine de sanat özelinde oluşturduğunuz seyahat rotalarınız var mı?

Bazı fuarlar var ki çok seviyorum. Şubat ayı sonunda Madrid’deki sanat fuarı ARCO Madrid’e gittim. Çok şey beğendim, birkaç parça da satın aldım. Sevdiğim fuarlardan biri. Türkiye’de de çağdaş sanat alanında çok güzel şeyler oluyor. Contemporary Istanbul’un da danışma kurulundayım biliyorsunuz.

Hayatınızın değişik döneminde değişik şeyler sizi çekiyor. Bu, ruh haliyle de yakından ilgili.

En son satın aldığınız eser hangisi?

Cam tavanı delen kadın… Ayşen Savcı’nın StudioVolcano’dan bir eseri. Hatta Instagram’dan da paylaşmıştım bu eseri. Satın aldığım eserlerin benim için bir anlamı da olmalı… O eseri satın alırken neler hissettiğiniz, kimden, ne zaman aldığınız da o hikayenin parçası oluyor. Yoksa parayı bastırdım, aldım meselesi değil. Hayatınızın değişik döneminde değişik şeyler sizi çekiyor. Bu, ruh haliyle de yakından ilgili.

 

Son yıllarda Türkiye’de sanat kabuk değiştirdi. Daha çok galeriler açılmaya başladı, genç koleksiyonerlerin sayıları arttı. Sizin gözlemleriniz nasıl?

İyiye gidiyoruz. Artık sanat yapanlar kaprisli ya da boş gezenin boş kalfası olarak algılanmıyor Türkiye’de.  Sanatla uğraşmak ciddi disiplin ve emek gerektiriyor. Sanatın dışavurumsal tarafını önemsiyorum. Türkiye’den de inanılmaz karikatüristler, cam sanatçıları, heykeltıraşlar çıkıyor. Bakın, sanat bir dünya dili ve özellikle ülkemizin tanıtımında çok önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. Sanat, Türkiye’nin, Türk insanının ve Türk kadınının tanıtımı için çok önemli. Türkiye’nin nereden geldiğini, geçirdiği evreleri tanıtmak için çok kıymetli. Sanatın tanıtımdaki kıymetine paha biçilemez.

Koleksiyonunuzda yer alan eserleri paylaşmaktan hoşlanır mısınız?

Birkaç sene önce Ankara’da bir sergi düzenlenmişti. Koleksiyonumdaki parçalar oradaki gençlerle buluşmuştu. Koleksiyonumda üçboyutlu eserler ve enstalasyonlar da olduğundan büyük ilgi görmüştü.

Yakın zamanda bu tarz bir projeniz var mı peki?

Yok ama, neden olmasın. Gezip görecek o kadar çok şey var ki, insanlar bence sanata daha çok zaman ayırmalı. Ruhlarımızı zenginleştirmek için buna ihtiyacımız var. Sanatın en yapıcı yanı da bu. Özellikle çağdaş sanatı okumak, anlamak lazım. Çağdaş sanatı sadece seyrederek yetinemezsiniz. Anlaşılabilmesi için soru sormak gerekiyor. Yaşayan sanatçılarla konuşabilmek, onların hikâyelerini dinlemek… Neden böyle bir şey yaptı? Niye o eser öyle bir müzede yer aldı? Veya bir galeri tarafından seçildi, sergileniyor? Bunu öğrenmek zihin açıcı oluyor. Bu sayede eserleri daha iyi anlamış oluyorsunuz.

İncelediğiniz bir eseri siz de yorumlamış oluyorsunuz bir bakıma aslında.

Evet ama, bilgimiz bazen yeterli olmuyor o esrin derinliklerine inebilmemiz için. Eserin sanatçısı öyle bir hikâye anlatıyor ki, bazen çok etkileyici oluyor. Çağdaş sanatın bu tarafını çok seviyorum. Geçmiş olaylarla bağlantılı ve bilgi verici. Hikâyesi var. Bu hikâyeyi öğrendiğinde de başka türlü donatılıyorsunuz. Daha çok zevk alıyorsunuz. Senden oluyor o eser. Arkadaşım İnci Aksoy’un Art TV adlı bir sanat platformu var. Sanatı resmen ayağınıza getiriyor. En son 82 yaşındaki Bilge Alkor’un Belleğin Yöreleri isimli sergisini inceledim bu platformda. Hayran oldum. 82 yaşında nasıl çağdaş, nasıl genç bir insan. Ve nasıl çılgın eserler üretmiş. İstanbul’a gelme imkânı olmayanlar için bu platform paha biçilmez.

Gerçek lüks de bu olsa gerek…

Kesinlikle. Babam İshak Alaton’a üniversitelerde yaptığı söyleşilerde sıklıkla para hakkında sorular sorulurdu. O da her defasında bu soruyu “paranın iki kişiliği vardır” diye yanıtlayıp şöyle devam ederdi: “Birincisi; para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip, yiyecek, giyecek hatta sağlık satın alabilirsiniz. İkincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz. Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç kalmam çünkü kötü günler için paramı bir kenara ayırdım, dersiniz. Ama para ötesi, yani para üstü bir konu daha vardır. Bunu parayla satın alamazsınız. Bunu adı zevk ve keyiftir. Zevk almak, keyif duymak ancak kültür ile mümkündür. Resimden zevk almak için sergiler bedava, müzik, kaset ve diskler üç otuz para. Ayrıca konserler de pahalı değil. Aşk ve sevgi zaten bedelsiz. Bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız, kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz. Güneşi kaç paraya batırabilirsiniz ki? Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır. Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür.”