Ralph Lauren’in Başarısının Sırrı Bu Kitapta

Alan Flusser’in kaleme aldığı yeni kitap, ABD’nin stil ustasına ışık tutuyor.

Alan Flusser, erkek giyimine çok hâkim. Bu alanda yazılan belli başlı kitapların yazarı (erkek stiline dair ilk rehber kitaplardan olan Clothes and the Man dâhil), on yıllardır Midtown Manhattan’da bir terzi evi işletiyor ve beyazperdenin unutulmaz karakterlerinden bazılarını o giydirdi (birçok ismin yanı sıra Borsa filminde Gordon Gekko rolündeki Michael Douglas ve Amerikan Sapığı’nda Christian Bale ilk akla gelenler).

Şimdilerde üstlendiği iş Flusser için biçilmiş kaftan: ABD’nin stil ustası Ralph Lauren’i konu eden, Abrams yayınevinden çıkan Ralph Lauren: In His Own Fashion adlı kitabı kaleme aldı. Kitap çerçevesinde bizzat Ralph’le görüşme ve daha önemlisi Ralph’in tüm fotoğraf ve giyim arşivine erişme olanağı buldu. Üstelik kitapla aynı dönemde yeni HBO belgeseli Very Ralph da yayına giriyor.

Flusser’le NYC’deki dikim stüdyosu ve teşhir salonunda bulunan titizlikle döşenmiş ofisinde konuştuk.

David Coggins: Ralph’i uzun süredir tanıyorsunuz ve bu projeye 12 yıl önce başladınız. Öğrendiğinizde sizi şaşırtan şeyler oldu mu?

Alan Fusser: Ralph Lauren’in, zamanın ilerisinde tasarladığı birçok şey var. Her parçanın bir koleksiyon çerçevesinde tasarlandığı ev ürünleri kategorisini ilk onun icat ettiğini öğrendiğimde çok şaşırdım. 1983’te dört temaya ayrılmış ev ürünleri koleksiyonu çıkardı. Daha önce hiç kimse dört ayrı koleksiyonda belli bir tema dâhilinde duvar kâğıtlarını, havluları, mutfak takımlarını bir araya getirmemişti. Sonra mağazalarına “Koleksiyonların her birini almak zorundasınız” dedi. Ve müşterilerin mağazaya girdiklerinde kendilerini koleksiyona göre düzenlenmiş bir ortamda bulmalarını şart koştu.

D.C.: Koleje giderken iki çarşaf takımını yanımda götürmüştüm.

A.F.: Mesele ürünlerden öte altında yatan fikir… Ralph, insanlara nasıl giyinmeleri gerektiğini öğreten bir işin içinde. Ama 1970’lerde “modayla aranıza mesafe koyun” mesajını veren, “Mutlaka bir stiliniz olmalı” diyen adam. Bunu Birleşik Devletler’deki moda endüstrisine söylediğinizi hayal edin. Modaya kulak asmadan ABD’deki en büyük moda işletmelerinden birini inşa etti. Kitabı yazmak istememin nedenlerinden biri, bunun doğru mesaj olduğunu düşünmemdi.

D.C.: Herkes kocaman bir dünya inşa etmek istediğini söyleyebilir, ama bu nasıl oldu? Reklam faaliyetleri mi? Mağazalar mı? Hikâye anlatıcılığına ailesini dâhil ettiği bir şirket yaratması mı?

A.F.: Ralph, giysileri büyük resmin parçası olarak görür. Odak noktası yaşam tarzıdır. Erkeklerin iş yerlerinde farklı, evlerinde farklı ve hafta sonlarında farklı giyindiğini kavrayınca hepsini bir araya getirmek istedi. Mağazalar buna hakikaten direndi. O dönemde takım elbiseler ve pantolonlar ayrı yerlere koyulurdu. Bloomingdale’s’e gidip tüm tasarımlarının aynı yerde olmasını istedi. “Hayır” dediler. O da “Keyfiniz bilir, bana eyvallah” dedi. Herkesin kendinden bir şeyler bulduğu bir mağaza hiç yoktu. Bu çok cesaret vericiydi. Aynısı Saks’ta da yaptı. 72. Cadde ve Madison’da Rhinelander Mansion’ı açması da ilham vericiydi. ABD’deki en büyük müşterileriniz Saks ve Bloomingdale’s; onlara taş atımı mesafede kendi mağazanızı açacağınızı söylüyorsunuz. Üstelik çok daha zarif bir mağaza. Yetmiyor, bunun onların da işine yaracağını söylemeye cüret ediyorsunuz.

D.C.: Ralph Lauren’in beş tane evi var ve siz hepsini ziyaret edecek kadar şanslısınız.

A.F.: Birbirinden tamamen farklı evler bunlar. Çiftlik evinden New York’ta şık bir apartman dairesine, Jamaika’dan Montauk ve Bedford’a dek… Beş farklı yaşam tarzı ve beş farklı karakter sunuyor.

D.C.: Ne kadar farklı olduklarını keşfetmek sizi şaşırttı mı?

A.F.: Eleştireceğim diye ille de mantık yürütmeniz yersiz; çiftliğiniz var diye kovboy olmazsınız. Geçmişinizle ilişkisi olsun ya da olmasın herkes o evlere sahip olmak ister. Ralph tasarımcı değil. Bir şey çizmiyor, eskiz yapmıyor, dikmiyor ya da kesmiyor. Ama “tasarımcı” olarak görülmeyi seviyor. Pierre Cardin ile de çalıştım; gerçek tasarımcıyı şöyle tarif etmişti: Hem bir kaşık hem de bir giysi tasarlayabilmeli ve siz onlara baktığında aynı kişinin elinden çıktıklarını söylemelisiniz. Bu açıdan baktığınızda Ralph tam anlamıyla bir tasarımcı. Herhangi bir şeyi alıp kendine benzeyen bir hale getirebilir.

D.C.: Biraz da otomobillerinden bahsedelim. Koleksiyonunu nasıl oluşturdu?

AF.: Otomobil mevzusu ilginç çünkü standart koleksiyoncu zihniyetiyle bir koleksiyona dönüşmemiş. Ralph, aslında kullanmak istediği araçları satın aldı. Sırf koleksiyonumda olsunlar, arada sırada cila atayım diye değil; gerçekten kullanmak için.

D.C.: Özellikle Bugatti’si dünyanın en ünlü objelerinden biri.

A.F.: Evet. O Bugatti modelinden iki tane kaldı. Satışa çıksa –ki böyle bir şeyin olması imkânsız diye düşünüyorum– fiyatı 50, hatta 60 milyon Dolar’ı aşar. Mesele şu ki aslında o otomobil maviydi. Fransız mavisi. Dört tane üretilmiş; biri siyahmış. Ama Ralph’inki mavi. “Bu klasik aracın rengini değiştireceğim” dedi. Ve siyaha boyattı.

D.C.: Bunu yapmak için kendi zevkinize çok güveniyor olmanız gerekir.

A.F.: 30 yıl önceki gibi görünsünler diye çiftliğinin dışındaki çitleri lekeli boyattı. Öylece aklına geldi. Eski hiçbir unsur yoktu. Ralph’in görsel zekâsı var.  

D.C.: Bunun nedeni Ralph Lauren artık kendi düzenini oturttuğu için ilk işlerinden bazılarının ne kadar radikal olduğunu unutmamız olabilir mi?

A.F.: Açıkçası hâlâ aynı yoldan gidiyor. Bir ay önce Paris’teki restoranı için The New York Times’a iki sayfalık reklam verdi. New York’tayken Paris’teki restorana rezervasyon yaptıramazsınız ama o, parayı New York City’de harcıyor. Böylesine global düşünebilen çok insan yok.

D.C.: Buna yapmasına neden olan şey her şeyi kontrol altında tutma ihtiyacı mı? Detaylara gösterdiği özen mi?

A.F.: New York’taki restoranı hazırlamaları iki ya da üç ay sürer. Ralph bunun çok özel bir kitle olduğunu biliyor ve her şeyin doğru düzgün olduğundan tam anlamıyla emin olmadığı sürece açmayacak. Şimdi günde 1.200, hatta 1.300 rezervasyon telefonu alıyorlar. Bazıları “Ralph’in tuttuğu altın oluyor” diyor. Saçmalığın daniskası. Restorandaki her şeyin bir var olma sebebi var. Ralph’in tüm bu kararlarda parmağının olmadığını düşünüyorsanız, onu hiç tanımıyorsunuz demektir.