Pitti Uomo 97: Floransa’da Neler Oldu?

Pitti Uomo 97: Floransa moda haftası gözlemlerini, Tuna Yılmaz; Robb Report ile paylaştı.

2020 doğrudan erkek giyimi için geldi sanki: Her zamanki moda haftaları silsilesi bu kez alışılandan daha erken başladı, Londra bu nedenle kaynayıp gitti. Aslında bir fuar olan ama moda haftası olarak kabul gören Floransa da takvimde hareketli erkek giyim sezonunun pratikteki başlangıcı oldu. Bu sene 97. kez düzenlenen fuar, kendine yapışıp kalan o “klasik giyimin kalesi” yaftasından kurtulmak istercesine hazırladığı ek program ve etkinliklerle yine oldukça ses getirdi.

Fuarın en önemli özelliklerinden biri elbette katılımcı ve ziyaretçi sayıları açısından dünyanın en büyük erkek giyim etkinliği olması. Bu açıdan Türkiye de fuar için büyük bir önem arz ediyor. Zira bu sene Türkiye pazar açısından fuardaki en büyük altıncı ülke olarak dikkat çekiyordu. Almanya, Japonya, Hollanda, Birleşik Krallık ve İspanya’nın ardından gelen Türkiye’nin potansiyeli zaten malum. Burada Türkiye’den katılımcı marka sayısının sadece “bir” olduğuna dikkat çekmekte fayda görüyorum. Oysa satın almacı sıfatıyla Türkiye’den fuara gelen kişi sayısı 400 olarak görünüyordu. Bu açıdan parasal anlamda altıncı büyüklükte olan ülkemizin markalarının sayısının yeniden artacağını ümit ediyorum. Fuar yönetiminin de uzun vadede bu yönde beklentileri olduğunun da altını çizeyim.

Bu sene artık standartlaşan fuar içeriği dışında yine çok özel bazı etkinlikler ve sunumlar gerçekti Pitti’de. Bunlardan bana göre en önemli olanı, uzun süren sessizliğinin ardından Random Identities markasıyla yeniden bizlere merhaba diye Stefano Pilati defilesiydi. Saint Laurent ve Ermenegildo Zegna gibi markalarda çalıştıktan sonra Berlin’de yaşamaya başlayan ve bir GmbH defilesinde yürümek haricinde ortalıkta çok fazla görünmeyen Pilati, Floransa’daki bu heyecanla beklenen defilesinde seyircilerin ayakta olmalarını istemişti. Oturmalı düzenden farklı devam eden defilede Pilati’nin de kapanışta modellik yapması oldukça hoş bir sürpriz olarak karşılandı. Kadın ve erkek giyimi kalıplarının dışında gender fluid bir yapıya sahip koleksiyon çok güncel ve estetik bir çizgideydi demek yanlış olmayacak. Random Identities her ne kadar bir erkek giyim markası olarak yola çıksa da kadın/erkek ayrımına gitmeyen bu koleksiyonda dantel detaylar ve ince zincirler oldukça dikkat çekiciydi.

75. yılını kutlayan İtalyan klasiği Brioni de defiledense performatif bir sunumu tercih etmişti. Moda tarihçisi Olivier Saillard küratörlüğünde yapılan sunum, tarihi Palazzo Gerini’nin farklı odalarındaki müzisyenlerden her odada farklı bir konser dinletilerek yapılırken, müzisyenlerin giydiği kıyafetlerle marka biraz da model standartlarında olmayan erkeklere de göz kırpıyordu. Markanın tasarım direktörü Norbert Stumpfl, Floransa gibi Avrupa estetiğinin temel taşlarından biri olan şehirde beslendiği köklere bir saygı duruşunda bulunuyordu.

Brioni gibi klasik erkek giyiminin tam zıt kutbunda yani yeni dönem sokak stili cephesinde yer alan Telfar’ın defilesinde de aslında klasik estetikte bir mekan seçilmişti. Markanın kurucusu ve tasarımcısı Telfar Clemens her ne kadar sokaktan ve yeraltı kültüründen beslense de koleksiyonunu enfes bir canlı müzik performansı eşliğinde sunarken yine alışılmadık modeller seçmişti. Rönesans’ın doğum yerlerinden biri olan Floransa’ya uygun şekilde o dönem erkekler ne giyiyordu sorusundan yola çıkarak hazırladığı koleksiyonunda bugünün denim gibi kumaşlarını kullanmış ve kadifeleri tişörtlerle, takımları ise ihtişamlı çantalarla beraber kullanmıştı. Yine de işçilik açısından çok iyi görünmeyen koleksiyonun bende büyük bir beğeni yarattığını maalesef söyleyemeyeceğim.

Brioni gibi klasik erkek giyiminin tam zıt kutbunda yani yeni dönem sokak stili cephesinde yer alan Telfar’ın defilesinde de aslında klasik estetikte bir mekan seçilmişti. Markanın kurucusu ve tasarımcısı Telfar Clemens her ne kadar sokaktan ve yeraltı kültüründen beslense de koleksiyonunu enfes bir canlı müzik performansı eşliğinde sunarken yine alışılmadık modeller seçmişti. Rönesans’ın doğum yerlerinden biri olan Floransa’ya uygun şekilde o dönem erkekler ne giyiyordu sorusundan yola çıkarak hazırladığı koleksiyonunda bugünün denim gibi kumaşlarını kullanmış ve kadifeleri tişörtlerle, takımları ise ihtişamlı çantalarla beraber kullanmıştı. Yine de işçilik açısından çok iyi görünmeyen koleksiyonun bende büyük bir beğeni yarattığını maalesef söyleyemeyeceğim.

Pitti’de bu sene keşfettiğim iki tasarımcıysa kuzeyden geliyordu ve ikisi de başka markalarla işbirliklerini sunuyorlardı. Finlandiyalı ve 38 yaşındaki Rolf Ekroth, spor giyim markası Terinit için hazırladığı koleksiyonda geçen seneki işbirliğinin tesadüf olmadığını gösteriyordu. Bahçe ekipmanları üreticisi Fiskars da Maria Korkeila ile birlikte bahçıvan kıyafetleri diyebileceğimiz bir koleksiyonla karşımıza çıktı. Sokak giyiminin işçi kıyafetleriyle buluştuğu bu cinsiyetsiz koleksiyon, dönüşebilen parçalarıyla günümüz giyiminde fonksiyonun da ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.

Haziran 2020’de 98. kez ziyaret edeceğimiz Pitti Uomo’nun o zamana kadar daha fazla Türk markasının radarına yine eskisi gibi gireceği ve daha fazla bizden tasarımcıdan bahsedeceğimiz günler dileğiyle…