Özel Dikim

Amacınız üzerinizde ölçülerinize uygun ve sadece sizin tarzınızı yansıtan bir tasarım taşımaksa, karşılığında biraz beklemeniz gerekebilir! Zaten kim bir sanat eserini aceleye getirmek ister ki?

 

Dünyada birbirine en çok benzeyen tek yumurta ikizlerinin bile parmak izleri farklı. Üstelik fiziksel olarak tıpa tıp aynı görünseler de birçok farklılık taşıyabiliyorlar. Dünyadaki her bir insan bu anlamda -ikiz dahi olsa- eşsiz. Giysiler de tıpkı parmak izleri gibi. Giyinmenin tarihinden bugüne bakıldığında, duvara resim yapan, hikâyelerini anlatmak isteyen ilk insan ataların yaratıcılığı, süreç içinde giysilerde de kendine yol açmış.

Günümüzde kendini her alanda ‘özel hissetmek’ birçoklarının arzusuyken kişiliğin aynası halindeki giyinmede de bu isteğin hâkim olmasında şaşılacak bir şey yok elbette. Ancak giyinmeyi kişiye özel hale getiren kişiye özel dikim, sadece özel hissettirdiği için seçilmiyor. Birbirinden farklı alt ve üst bedene sahip olunması, kişisel tarza uygun tasarım bulunamaması, bir topluluğa ait hissedilip orada sosyalleşilmesi, rahatlığın yakalanması, kişileri özel dikime çeken ve bu alanda tutan özellikler arasında. Peki ya zaman? Hiçbir şeye zaman yokken ve günümüz insanı her zaman çok yoğunken, bir takım elbisenin dikimini bekleyecek sabrı ve zamanı nasıl buluyor?

 

Türkiye’de kişiye özel terzilik hizmeti veren markalardan Papillone Bespoke Tailors’ın kurucu ortağı ve genel müdürü Ömer Üçer, bu sürece farklı bir açıdan bakıyor: “Hayatlarımızın koşuşturmaca içinde geçtiği bu günlerde bizim hedefimiz müşterilerimizi bir nebze de olsa bu yoğunluktan soyutlamak. Giyinmenin bir görev değil bir zevk olduğunu hatırlatmaya çalışıyoruz. Ayrıca müşterilerimiz ikinci kez sipariş verdiğinde, kalıpları daha önceden çıkmış olduğundan süreç çok daha hızlı ilerliyor.” Kendi atölyelerinde bir elbisenin dikimi için en az iki haftaya ihtiyaçları olduğunu belirten Üçer ekliyor; “Yoğun zamanlarda bu süre 3-4 haftaya kadar uzayabiliyor. Bu süreç boyunca müşterilerimizle üç kere prova yaptığımızı da varsayarsak, aslında baya hızlı bir şekilde diktiğimizi söyleyebilirim. Kıyaslamak gerekirse; Savile Row’daki terziler bir takım elbiseyi 3-6 ay arasında teslim ediyor. Ayrıca yoğunluğun az olduğu zamanlarda bir hafta içerisinde de teslimat yapabiliyoruz. Geçen yıl Türkiye’ye tatile gelen bir müşterimize dört gün içinde hem smokin hem gömlek diktik.”

 

 

“Diktiğimiz takım elbiseyi giyerek futbol bile oynayabilirsiniz” diyecek kadar iddialı olan Sartoria Napoletana’nın Kurucusu Enis İnci ise bu soruya cevap vermenin birçok farklı yolu olduğunu söylese de aslında net konuşuyor. “Bizim markamızın müşterilerini baz alırsak, sorunun tek bir cevabı var. Biz örtünmek isteyen değil, giyinmek isteyen kişilere hizmet veriyoruz. Bunun da bedeli sabretmek ve bizim müşterilerimiz bunu çok iyi biliyor. Gerektiği kadar sabırlı olma kısmı müşterilerimiz için de, üretimi yapan bizler için de geçerli. Eğer ki ustalarımız kıyafeti bir an önce bitirmek için acele eder ve dikiş standartlarımızın dışına çıkarsa, sonuç hüsran oluyor. Bir sanatçı eserini yaparken ondan acele etmesini isteyemezsiniz.” İnci, bir adet takım elbiseyi ortalama 15-20 gün içerisinde teslim ettiklerini, üretim yoğunluğuna göre bu sürecin birkaç gün daha kısa ya da uzun olabileceğini de ekliyor. Markanın ilk kez müşterisi olan kişilerin ise iki kez provaya katılması gerekiyor. Sonrasındaki siparişler için tek prova ya da kişinin vücut anatomisi çok değişmemişse hiç prova yapmadan bile teslimat sağlanabiliyor.

 

 

“Sanırım her şeyden önce bu bir kültür meselesi, iyi ve kalıcı şeylerin oluşmasının bir zamanı gerektirdiğinin bilincinde bir müşteri grubumuz var.” Bu cümle, Milimetric Kurucusu Kağan Gökalp’e ait ve kendisi aslında konuyu özetliyor. İşe zaman karışıyorsa, beklentinin yükseldiğini biliyoruz. Kişi önce zaman ayırıyor, talebini aktarıyor, ölçülerini veriyor ve ardından bekliyor. Gökalp, her şeyin sonunda bu beklenti karşılandığında devamlılığı sağlayabildiklerini belirterek, “Müşteri, kumaşından dikimine ve diğer tüm detaylarına kadar kendisi için tasarlanmış eşsiz ve kusursuz, yüksek konforda ve giyim rahatlığı kazanmış bir ürüne sahip oluyor. Bu da gösterilen sabrın tam karşılığı oluyor. Kişiye özel dikime olan ilgi son dönemde arttı. Bunun nedenlerinden biri alışveriş sürecinin giderek daha kişiselleşmesi. Tüketiciler bu şekilde kendi kişisel beğeni ve tarzlarını tercih ettikleri tarzlara yansıtma imkânı buluyor. Takım elbisenin dikimi ortalama dört, gömlek ise bir hafta sürüyor. Ismarlama kıyafet tercih edenler genellikle bu işten anlayanlar ve de bunu saat veya otomobil koleksiyonerliği gibi görenler. Genellikle müşterilerimizin çoğu her sezon diktirenlerden oluşuyor. Damatlık diktirenler de çok. Her meslek grubundan müşterimiz var; politikacı, gazeteci, işinsanı, bankacı, reklamcı. Milimetric takım elbise teslim alan müşterilerimize sık sık söylediğimiz bir söz vardır: Takım elbisenizi giyer giymez, en az iki kişi size çok yakıştığını söyleyecektir. Nitekim öyle de oluyor. Bu da niye bizi tercih ettiğinizin cevabı olsun diyoruz.”

 

 

 

Giyim ögeleri de dâhil olmak üzere herhangi bir nesnenin kalıcı olabilmesi için doğasında değerlilik, yararlılık ve genel anlamda beğenilme özelliklerine sahip olması gerektiğini söylüyor Milord Style House Kurucusu Namık Gökçeer. Gökçeer’e göre –ki katılmamak imkânsız- bu noktadan yola çıkan ve görüntülerinin sağladığı gücü fark eden erkeklerin, yeni bin yılın başlarında giyimlerinde kendilerini güçlü hissettiren takım elbiselerinin de en az otomobil, saat ve şarap kadar başarı işareti olarak algılandığını anladı. “En iyi ‘terzi’ işi takım elbiselere yöneldiler” diyen Gökçeer marka olma ve moda ile ilgili görüşünü de şöyle özetliyor; “Kişisel tarzını yaratabilmek ve zaman içinde bir ‘stil ikonu’ konumuna gelebilmek yalnızca moda markalarının ya da tasarımcılarının ürünleri ile donanmak ile gerçekleşmiyor. Çünkü moda markaları ve tasarımcıları koleksiyonlarını belirli bir zamanın kısır döngüsünde ve ortalama erkek bedeninin ölçülerinde ele alır. Renk ve desen seçimleri, modelleme detayları hep bu kısır döngü içinde kalır.”

 

 

Dominiforte’nin kurucusu Ömer Ağan da özel dikime olan ilgiyi iki ihtiyaç üzerinden açıklıyor. İlki, bu yazının da çıkış noktası olan ‘kişinin kendini özel hissetmesi’ hali. Ağan, “Tasarlanan kıyafetteki tüm detaylar sizin istekleriniz doğrultusunda, size özel düşünülüyor ve hayata geçiriliyor. İkinci neden ise bazı insanların vücutlarındaki farklılıklar. Spor yapan birinin omuzları 52 bedenken, alt kısmı 50 olabiliyor. Hazır takım elbise alırken ceketi farklı, pantolonu farklı beden alamıyorsunuz. Ya da takımı 52 beden alıp pantolonuna tadilat yaptırdığınızda o pantolon bir daha orijinali gibi olmuyor” diyor. Bir kıyafetin dikiminin ise ortalama 3-4 hafta sürdüğünü fakat acil durumlarda 1-2 haftaya indirebildiklerini söylüyor Ağan. Bekleme kısmına ise farklı bir açıdan yaklaşıyor; “Aslında özel dikim bir tutku, bir zevk ve kendini özel hissettiren bir araç diyebiliriz. Dolayısıyla bunu yaptıran insanlar bunun bilincinde olarak geliyor, tatlı bir heyecan ve keyif içerisinde bekliyor.”

İstiyor, anlatıyor, üstünüze düşeni yapıyor ve ardından hazır olana kadar bekliyorsunuz. Terziler görevini tamamlıyor, onların yerine, elleriyle hayat verdikleri eserleri konuşuyor. Terzinin maharetli ellerinde sadece sizin için şekillenen takım elbiseler, gömlekler ve daha birçok parça üstünüzdeyken, kendinizi özel hissetmemeniz mümkün mü?

 

 

YAZI: İlknur Eşsiz