Otonom Araçlar

Zaman zaman kaza haberleri gelse de otonom araçlar insanlardan kesinlikle daha dikkatli. Ancak bu fazla bilgi ve dikkat de trafikte sorun yaratabiliyor. Bilim insanları otonom araçların gerektiğinde tıpkı insanlar gibi agresif veya temkinli sürüş yapabilmesi için algoritma geliştiriyor. Yakında araçlar da insanlar gibi hızlı karar verecek.

Otomotiv dünyasında son beş yılın en önemli gelişmesi şüphesiz otonom sürüş. Bilim-kurgu filmlerindeki gibi kendi kendine ilerleyen araçlar artık günlük hayatın içinde. Uber ve Google’ın yaygınlaştırdığı araçlarla ilgili sık sık kaza haberleri de geliyor. Ancak kaza yapsalar da otonom araçların insanlardan çok daha dikkatli olduğu bilinen bir gerçek. Çünkü sensör ve kameralarla donatılan bu araçlar insanların sahip olmadığı yeteneklere ve algılara sahip. Mükemmel olmalarına rağmen bilim dünyası fazla dikkatin de sorun yaratabileceğini düşünerek bu araçların daha fazla insana benzemesi için çalışmaya başladı. Yani az bilginin, hızlı karar vermeyi sağlayacağını düşünüyorlar.

Dünyanın en önemli bilim ve mühendislik üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology’deki (MIT) ekipler, kendi kendini kullanan araçların daha çok insan gibi davranmasını sağlamak için bir algoritma geliştiriyor. Eskiden otonom araçlar, değişen şartlarda kötü kararlar verebiliyordu. Bu nedenle MIT‘nin Bilgisayar Bilimi ve Yapay Zeka Laboratuvarı‘ndan (CSAIL) araştırmacılar, onları insan sürücülere yaklaştırmak gerektiğine karar verdi.

Güncel şerit değiştirme algoritmalarının çoğu, otomobili çok muhafazakâr bir şekilde hareket etmeye zorlayan ayrıntılı istatistik modellerine dayanıyor. Bu modeller, çoğu durumda şerit değiştirmekten kaçınma gibi davranışlar sergileyebiliyorlar. Yeni algoritma, aslında araçların daha hızlı karar vermelerine ve daha agresif davranmalarına izin veren daha az bilgi sağlıyor. Bu durum her ne kadar otonom bir araç için mantıklı görünmese de, yoğun trafikte nasıl davranacağını öğrenmesine yardımcı olacak. Ekibin amacı, ‘bir insan sürücü trafikte nasıl tepki veriyorsa otonom aracın da aynı tepkileri vermesi.’

Bahsettiğimiz bu yeni algoritma, otomobilin etrafında izin verilen tampon bölgeleri ayarlayarak çalışıyor. Aracın daha az veri vermesi, aracın bu bölgeyi anında ayarlamasına izin veriyor ve daha agresif veya muhafazakâr gibi farklı tarzlarda sürebiliyor. MIT, yeni algoritmanın laboratuvar simülasyonlarında kapsamlı bir şekilde test edildiğini, ancak gerçek dünya testinin henüz yapılmadığını açıkladı. Algoritma, birkaç yüz normal araçla 16 otonom aracın bulunduğu bir simülasyonda test edildi. Testte, otonom araçlar doğrudan iletişimde değildi, ancak önerilen algoritmayı çatışma veya çarpışma olmadan paralel olarak çalıştırıyordu. Her otomobil, farklı bir sürüş stili yaratan farklı bir risk eşiği kullandı ve bu da muhafazakâr ve saldırgan sürücüler oluşturmayı sağladı.

Sürücülü araçlardan daha iyiler

Henüz bilim-kurgu filmlerindeki gibi uçan ancak hiç kaza yapmayan akıllı otomobilleri görmek için çok erken. Ancak yine de otomotiv sektörü otonom araçlar için çok çalışıyor. Hemen hemen tüm büyük otomotiv üreticileri yarı otonom ve otonom sürüşe sahip araçlar için geliştirmeler yapıyor, projelerini dünyaya tanıtıyor. Bu çok hassas teknolojiyle ilgili algı ise en küçük sorunda bile tekrar başa dönüyor. Ancak yaşanan yaralanma ve ölümlü kazalar işlerini zorlaştırıyor. Hatta kaza yapılan dönemde sürüşleri durduruyorlar. Peki, otonom araçlar bunu hak ediyor mu?

İstatistikler, otonom araçların insanlara göre daha dikkatli olduğunu gösteriyor. ABD Ulaştırma İstatistikleri Bürosu‘nun paylaştığı rakamlara göre 5.987 yaya trafik kazasında hayatını kaybetti. Aynı dönemde Arizona eyaletinde 193 yaya trafik kazasında hayatını kaybederken, bu ölümlerin 135’i Uber’in otonom aracının kaza yaptığı Tempe şehrinde ve Phoenix şehrinde meydana geldi. Anketler her kazanın sürücüsüz araçlara olan güveni düşürdüğünü ortaya koyuyor. Amerikan Otomobil Derneği’nin anketine göre ülkenin %63’ü otonom araçlara binmekten korkuyor. Ancak bir taraftan da bir yıl içinde bu oranın %15 gerilemesi, güvenin arttığını gösteriyor. Tüm bu veriler, otonom araçların şansı hak ettiğini gösteriyor.

Uzmanlar, otonom araçları eleştirmek için henüz erken olduğunu söylüyor. Çünkü hem otonom araç sayısı hem de bu araçlarla kat edilen mesafe, sürücülü versiyonlarıyla karşılaştırılabilecek düzeyde değil. Verilerin yetersizliği nedeniyle şimdiden sürücüsüz araçların tehlikeli olup olmadığını söylemek çok zor.

Umut verici gelişmeler yaşanırken, insanlık her ihtimali göz önünde bulundurma alışkanlığından vazgeçebilmiş değil. Otonom araçların yaygınlaşmasıyla trafik kazalarının %80 azalması bekleniyor. Ancak sektör bu noktaya geldiğinde farklı tehlikeler de ortaya çıkabilir. Örneğin; yüksek bir güvenlik çözümü olmazsa hacker’ların araçların kontrolünü ele almaları riski ortaya çıkıyor. Araçları fidye karşılığı -ki bunun kripto para olması bekleniyor- ile sahiplerine geri satılması da senaryolar arasında. Bir hacker’ın yolcu uçağının multimedya sistemine sızarak uçağa yükselme komutu verdiği veya bir başkasının aracın yazılımına girerek kazaya sebep olduğu konuşulanlar arasında. Tüm olumsuz senaryolara rağmen otonom sürüşün yol açacağı kötü deneyimlerin sayısı, iyilerden çok daha az.

80 yıllık hayal

Kendi kendine ilerleyen araç fikri, Google’ın araştırmalarından çok daha eskilere dayanıyor. Özerk bir otomobil fikri, 1939 yılında New York Dünya Fuarı bünyesinde düzenlenen Futurama sergisine uzanıyor. Futurama, General Motors’un 20 yıl içinde dünyanın nasıl görüneceğine dair vizyonunu göstermek için yaratmıştı. Bu vizyon, kendi kendini süren otomobillere rehberlik edecek otomatik bir otoyol sistemini de içeriyordu. Robotik araçlarla dolu bir dünya henüz gerçek olmasa da, bugün otomobillerde otonom sürüş, park asistanı, fren asistanı gibi birçok özerk özellik var.

General Motors’un 1939’daki sergisinin mimarı olan tasarımcı Norman Bel Geddes, karayolunda gömülü mıknatıslardan oluşan metal çivilerle üretilen radyo kontrollü elektromanyetik alanların rehberliğinde ilerleyen elektrikli bir araç hayal etmişti. 1958’de ise General Motors bu hayali gerçeğe dönüştürdü. Otomobilin ön ucuna, yola gömülü bir telden geçen akımı tespit edebilen, alıcı bobinler adı verilen sensörler yerleştirildi. Akım, aracın direksiyon simidini sola veya sağa hareket ettirmesini sağlıyordu.

1977’ye gelindiğindeyse Japonlar, yolun görüntülerini işlemek için, topladığı verileri bir bilgisayara aktaran kamera sistemini geliştirdiler. Ancak bu araç sadece 20 mil/saatin altındaki hızlarda gidebiliyordu. İyileştirme, on yıl sonra Almanlardan, kendisini 56 km hıza kadar güvenle sürebilecek kameralarla donatılmış bir araç olan VaMoR ile geldi. Teknoloji geliştikçe, kendi kendini kullanan araçların ortamlarını tespit etme ve tepki verme yetenekleri de arttı. Otomotiv dünyasında yaşanan birçok kriz, aradaki 50 yılda sektörü tasarım ve motor teknolojilerini geliştirmeye itti ve uzun süre otonom sürüş konusunda hiç kimseden tek bir ses bile çıkmadı. 2000’lerin başında ise akıllı telefonlarla başlayan dijital çağda araçları akıllandırmak, sektörün bir kez daha gündemine oturdu.

Sürücüsüz araç nasıl çalışıyor?

  • Araçlarda 360 dereceyi kapsayan bir radar bulunuyor.
  • Aracın üzerindeki kamera, yakın ve uzak mesafeyi tarıyor, etrafındaki araçların frenlerini, yoldan geçen yayaları ve trafik ışıklarını gözlüyor.
  • Tepede bulunan kamera 360 derece görüntüyü üç boyutlu olarak tarıyor.
  • Tavana entegre anten, GPS üzerinden aracın pozisyonunu belirliyor ve veri alışverişi yapıyor.
  • Araç üzerinde yedi kamera, bir lazer, işlemci ve bilgi depolama ile 360 derecelik radar tarayıcı bulunuyor.