New England Sığınağı: Kennebunkport

Kennebunkport, değişmeden kalan yazlık yerlerden biri. Maine’in sahil kasabası taşlı plajları, taze deniz mahsulleri ve sayısız antika dükkânıyla tipik bir New England sığınağı.

Makul büyüklüğü ve nostaljik atmosferiyle Kennebunkport (ve komşusu Kennebunk, ikisine birlikte “Kennebunks” deniyor) ister köhne bir barakanın önünde sıraya girip kağıt tabakta servis edilen öğle yemeğinizi yiyebileceğiniz ya da ister eski bir ahırdan çiftlikten-sofraya restoranına dönüştürülen mekânda gurme lezzetler tadabileceğiniz, dolayısıyla ruhunda barındırdığı tezatlıklarla gelişmeye devam eden bir yer. Dondurma tezgâhları ve hediyelik eşya dükkânları arasında hiper yerel ve özgün tasarımlarda uzman zanaatkârlar bulabilirsiniz. Dock Square’in parlak tabelalı vitrinlerinin hemen ötesinde tatlı yaz ambiyansına yenilikler katan bir dizi otel ve pansiyon keşfedebilirsiniz. Yine de KPT’yi bir New England klasiği haline getiren şey bitmez tükenmez yerel çekiciliği –ev yapımı yabanmersini turtasının, henüz toplanmış deniztaraklarının ve plajda tembelce oynanan bocce oyununun bir karışımı… Ve asla değişmeyeceğinden emin olduğumuz tek şey de bu zaten.

Yarı Kabukluların Kahramanı

“Doğu yakası istiridyelerine dair öğrenmeniz gereken ilk şey” diyor Abigail Carroll “neredeyse tamamının aynı cinsten olduğudur. Onları eşsiz kılan, yetişme koşullarıdır.” Kennebunkport’un hemen dışında konuşlanan yaklaşık üç hektarlık istiridye çiftliği Nonesuch Oysters’ın kurucusu Carroll, bir istiridyeyi mideye indirmeye değer kılan ince detayları iyi biliyor. Carroll birkaçı kendi çiftliğinden gelen Maine’in en sevilen dört kabuklusunu bizim için sıraladı.

Abigail İncileri: Carroll’la aynı adı taşıyan istiridye, kar beyazı bir kabuğa sahip ve deniz yosunu ve yoğun tuzlu su notalarıyla tatlı ve tuzlu lezzetlerin dengeli bir karışımı. “Pürüzsüz ve enfes eti Chablis şarabının gevrek tadıyla çok iyi gidiyor” diyor.

Belon İstiridyeleri: Aslında Fransa’ya özgü olan tuzlu Belon (European Flat olarak da biliniyor) hakkındaki görüşler iki kutuplu. “Çok lezzetli kabul edilir, ama bazıları alüminyum tavayı yaladıkları hissine kapıldıklarını söylüyor” diyor Carroll.

Nonesuch İstiridyeleri: Abigail İncileri’nden daha topraksı ve tatlı olan Carroll’ın amiral istiridyeleri zümrüt yeşili, güzel renkleri ve yuvarlak şekilleriyle tanınıyor.

Johns Nehri İstiridyeleri: Johns Nehri’nin ağzında yetişen büyük, tuzlu çift kabuklu Carroll’ın Maine’deki favori istiridyelerinden biri. Damağı önce tuzla yıkayan, ardından tatlılaşan ve sonunda temizleyen kadifemsi istiridyeler, New England efsanelerinden.

Yerlilerle Tanışın

Tutkulu satıcılardan oluşan yaratıcı bir kadro sayesinde Kennebunkport küçük miktarlı üretim yapan üreticiler ile modern zanaatkârların buluşma noktası haline geldi.

Daytrip Society: Jessica Jenkins ve Andy West, müzik endüstrisindeki kariyerlerinden vazgeçip New York’tan ayrılarak Dock Square’de konsept tasarım mağazası açtı. “İnsanları doğaya çıkmaları ve günlük yaşamlarına doğayı katmaları için ilham verecek bir dükkân açmak istiyorduk” diyor Jenkins. İstiridye avcılarının derinlikölçerlerinden yapılan pirinç kelepçe bileziklerden plaj çantalarına dönüştürülen yelkenlere kadar mağazanın yerli malı ürünleri hem yenilikçi hem de çevre dostu.

Farm + Table: Liz ve Bruce Andrews 25 yıldan uzun süre yaz aylarını Kennebunks’ta geçirdikten sonra buraya tamamen yerleşmeye karar verip 19. yüzyıldan kalma bir ambarda çiftlikten-sofraya tarzı bir dükkân açtı. “Düşük miktarda üretim yapan üreticiler ve zanaatkârlarla çalışmak istiyorduk, böylece hikâyelerini anlatabilecek ve büyük emek verdikleri çalışmalarını değerlendirebilecektik” diyor Liz. Artık dükkânları Buxton’dan bir arıcının, Saco’dan bir sabun yapımcısının ve Limington’dan bir reçel satıcısınınki dâhil sayısız hikâyeyle dolup taşıyor. “Çok mutlu oluyoruz çünkü hayallerini gerçekleştirmelerine yardım ettiğimizi biliyoruz.”

Hurlbutt Designs: Louise Hurlbutt’ın tasarım ürünleri en iyi Kennebunk şıklığı olarak tarif edilebilir –rüzgârlı Tides Beach Club’dan Maine’li seçkin bir ailenin meşhur konutuna dek her yerde görülebilecek zamansız denizci stili. İki mağazası da –Portside’da küçük bir butik ile Kennebunk’ta 372 metrekarelik stüdyo ve dükkân– yüzlerce Maine istiridyesi kabuğundan yapılmış aynalardan Barclay Butera’nın son koleksiyonlarına kadar yerel ve tanınmış tasarımcıların mobilyalarından oluşan eklektik bir karışım sunuyor.

Minka: Chris Larochelle ve Michelle Rose on beş yıl önce Camp Ellis Beach yakınlarındaki küçük bir ‘garaj galerisinde’ Minka’yı açtı. “Gerçekten bir garajdı” diyor Larochelle. “Ben birkaç tablomu astım, Michelle de kendi cilt bakım ürünlerini koydu. Biraz sapa bir yerdi.” Dock Square’in en havalı konsept mağazasının arkasındaki ikili artık uğrak yeri haline gelen mekânlarında yenilikçi yerel zanaatkârlarının eserlerinin –suluboya ressamlarından lazer ahşap oymacılara– yanı başında kendi sanat ve tasarım eşyalarını sergiliyor.

Mükemmel Lobster Roll’un Anatomisi

Lobster Roll yaz menülerinin yıldızıdır” diyor Steve Kingston. “Her restoranın menüsünde bulunur ama çok azı gerçekten ağzınıza layıktır.” Bunu Kingston’dan iyi kimse bilemez: Kennebunkport’un efsanevi Clam Shack restoranının sahibi, yaklaşık yirmi yıldır dünyanın en iyisi kabul edilen Lobster Roll’larını yapıyor. Peki ama mükemmel Maine sandviçinin sırrı ne? “Mesele etin kendisi” diye açıklıyor Kingston. “Istakozlarımızın tamamını beş nesildir balıkçılık yapan yerel bir balıkçı ailesinden tedarik ediyoruz.” Kingston günde 500 kiloya yakın yumuşak ve sert kabuklu ıstakoz alıyor; taze lezzet profillerini korumak için onları deniz suyunda bekletiyor hatta deniz suyunda pişiriyor. Ardından sandviç ekmeği (yerel bir fırından taze aldığı brioche tarzı, beyaz ekmek) ve soslar (Maine yapımı tereyağı ile karıştırılmış sos; üstüne de mayonez koyuluyor) devreye giriyor. “Sonuçta aslında sıradan bir sandviç” diyor Kingston. “Ama harika bir Lobster Roll yapmanın inanılmaz zor olmasının sebebi de bu zaten.”

O kadar da salaş değil

Yaz kampını andırmaya yönelik tüm çabalarına karşın Kennebunkport, o kadar da salaş bir yer değil. Ama 28 lüks çadırı ve kulübesiyle 24 hektarlık ormanlık bir alana yayılan Sandy Pines Campground sayesinde artık macera da yerel deneyimin bir parçası. Nicola Manganello’nun safariden ilham alarak tasarladığı Blixen’s Oasis’ten Louise Hurlbutt’ın Güneybatı şıklığını yansıtan Under the Stars’ına kadar tüm çadır ve kulübeler yerel bir sanatçı ya da tasarımcının eseri. Dışarıda bir yaz kampında bulacağınız her şey var: Kano ve kürek sörfü, yürüyüş ve bisiklet, büyük avluda oynanan bocce ve badminton. Ayrıca yüzme havuzu ve Maine’de kamp yaparken ihtiyaç duyacağınız şeylerin satıldığı bir market de mevcut.