Lüksün Dijital Hâkimiyeti

Dijitalleştikçe değerlendiklerini fark eden markalar, her adımlarını bu yeni dünyanın dinamiklerine göre atıyor.

Dijitalleşme dendiğinde pek çoğumuzun aklına ilk gelen, sosyal medya oluyor. Takipçi sayısı yüksek olan markaların diğerlerine göre daha değerli olduğu kanısı benim için bir yanılgıdan ibaret olsa da şu dönemde geçer akçe, takipçi sayısı ve etkileşim olarak görülüyor. İşe daha geniş bir açıdan bakıldığındaysa dijitalleşme, kullanıcı alışkanlıklarını derlemeyi ve anlamlandırmayı, kullanıcıların çevrimiçi hareketliliğini arttırmayı, markaların farklı anlarda ve alanlarda tüketiciye dokunduğu sürpriz efekti bol deneyimleri beraberinde getiriyor.

Moda dünyasının önde gelen arama motorlarından biri olarak anılan Lyst, aradığınız her şeyi hızlıca bulabileceğiniz bir platform olma iddiasıyla karşımıza çıkıyor. Site üzerinde farklı kategorilere, trendlere ve markalara göre dağılmış şekilde sunulan ürünler arasında satın almak istediğiniz ürüne tıkladığınızda, çevrimiçi satışı gerçekleştiren ilgili internet sitesine yönlendiriliyorsunuz. Buraya kadar alışılmışın dışında ya da çok havalı bir durum olduğu söylenemez. Ancak Lyst’in bu yazıda kendisine yer bulma sebebi, kullanıcı sayısı ve arama hacminden dolayı trendleri etkileyebilme gücü.

Lyst, her sezon site üzerinde en çok aranan marka ya da trendlerle ilgili raporlar sunarak moda sektörüne yön vermeyi başarıyor. Pek çok önemli yayın, Lyst’in raporlarına dayanarak sezonun en çok arzulanan ürünlerini STİL Lil Miquela 2016’da bir yazılım sayesinde “doğdu”. ROBB REPORT l ARALIK 2019 29 listeliyor. Bu listeler, markaların bir sonraki sezon hangi renk, desen, tarz üzerine yoğunlaşması gerektiğiyle ilgili önemli veriler elde edilmesini sağlıyor.


Örnek vermek gerekirse; 2019 yılının ilk çeyreğinde dijital dünyanın hakimiyetini Off- White, Gucci ve Balenciaga’nın ele geçirdiği görülüyor. Ek olarak yine aynı dönemde Jacquemus’nün mikro çantalarının en çok arananlar arasında yer aldığı bilgisi veriliyor. Yılın ikinci çeyreğinde listenin üst sıralarındaki markalar değişmezken Bottega Veneta’nın The Pouch adlı modeli en trend ürünler arasında giriyor. Zaten eğer Instagram’da biraz zaman geçiriyorsanız, bu çantanın ne kadar popülerleştiğini fark etmemeniz imkânsız.


Türkiye’de de hatırı sayılır bir takipçi kitlesine ulaşan e-spor, ilk başlarda “çoluk çocuk işi” olarak görülüyordu. Zaman içerisinde hem markaların bu alana yaptıkları yatırımlar hem de video oyunu sektörünün e-spor camiasını geliştirmek için attıkları adımlar, değeri bol sıfırlarla ölçülen dijital bir ekonominin yaratılmasını sağladı.

Louis Vuitton, League of Legends ile işbirliği yaparak şampiyonanın kupasını tasarladı.

Her biri fenomen haline gelen oyuncuları ve milyonlarca Dolar’lık sponsorluk anlaşmalarına imza atan takımlarıyla giderek genişleyen e-spor ekosistemi, kısa süre içinde moda markalarının da ilgi alanına girmeyi başardı. Bu alanda şu ana kadar en çok ses getiren hamleyse Louis Vuitton’dan geldi.


Dünyanın en popüler oyunlarından biri olan ve kendi müsabakalarını düzenleyen League of Legends ile işbirliğine giden marka, League of Legends Dünya Şampiyonası’nın kupasını taşıyacak olan kasayı tasarladı. Louis Vuitton’un pek çok prestijli spor organizasyonunda benzer işbirlikleri yaptığını görmeye alışığız; ancak, işin tamamen dijitale taşınması hepimiz için bir ilk.

Bu işbirliğini duyanların aklına ilk gelen soru elbette e-spor oyuncu ya da izleyicilerinin Louis Vuitton hedef kitlesi içerisinde yer alıp almadığı oldu. Görünen o ki bu soruyu soranlar, markanın birkaç sene önceki reklam kampanyasında ünlü Final Fantasy oyununun en popüler sanal karakterlerinden birisine yer verdiğinden haberdar değiller. Buna isterseniz geleceğe yatırım yapmak deyin, isterseniz lüksle sıkı ilişkiler içerisinde olan Uzakdoğu pazarını doğru okumak; sonuçta dijitalleşen ekonominin kurallarına harfiyen uyan bir adım olduğu ortada.
Hazır sanal karakterlerden söz etmişken, benim için son birkaç yılın en ilgi çekici konularından birisi olan sanal modeller ve influencer’lardan da bahsetmeden olmaz.

Lil Miquela 2016’da bir yazılım sayesinde “doğdu”.

Miquela ya da Shudu isimleri tanıdık geliyorsa, siz de bu sanal gerçeklik dünyasının içine dalmışsınız demektir. Eğer bu isimlere bir anlam veremediyseniz, işte bilmeniz gereken birkaç detay: Lil Miquela 2016 yılında bir yazılım sayesinde “doğan” ve şu sıralar 1,6 milyon takipçiye ulaşan sanal bir Instagram kullanıcısı. Gerçek hayatta var olmayan bu karakter yeri geliyor, hepimizden çok daha gerçek hikâyelerin kahramanı oluyor. Genellikle Vetements ve Supreme gibi sokağın dilini konuşan markalar tercih eden Miquela, çok konuşulan işbirliklerine imza atmayı da başarıyor. Örneğin geçtiğimiz sene Prada’nın Instagram hesabını ele geçirerek sonbahar defilesiyle ilgili paylaşımlar gerçekleştirdi. Birkaç ay önce Burberry defilesine, markanın yeni koleksiyonundan parçalar “giyerek” katıldı. Calvin Klein reklam kampanyasında Bella Hadid ile birlikte boy gösterdi. Elbette bütün bunları sanal olarak gerçekleştirdi.
Shudu ise 2017 yılında bir dijital sanatçının çalışmaları sayesinde Instagram’da hayat buldu ve dünyanın ilk dijital süper modeli olarak anılıyor. BAFTA ödül töreninde kırmızı halıda “yürüyen” Shudu özellikle siyahi süper modeller ve tasarımcılar tarafından yakından takip ediliyor. Geçtiğimiz yılın sonunda Balmain ile birlikte gerçekleştirdiği ve sanal model arkadaşlarıyla birlikte yer aldığı kampanya çekimiyse Shudu’nun geleceğinin ne kadar parlak olduğunun göstergesi.

Koray Caner