Lamborghini Aventador S Roadster

Uzay gemilerini andıran görünümüyle 740 beygir gücündeki otomobil, malıbu ve ötesine uzanan bir turun ardından bu dünyadan olmadığını kanıtladı.

Toplumun kolektif bilincindeki hatıranız akıp giden zamanla birlikte solmaya yüz tuttuğundan, çocukluğunuzda yaşadığınız yerlere geri dönmek hayal kırıklığı yaratan bir deneyime dönüşebilir. Ancak o deneyimin istikbalinde dümenine kurulduğunuz tekerleklerin niteliği de rol oynar. Geçenlerde ilk gençliğimin uğrak mekânlarında yaptığım bir test sürüşünde, cep telefonlarının kameralarıyla donanmış bir grup çocuğun dondurma kamyonlarına lütfettikleri azim ve sebatla peşime düşmelerini dikiz aynasından seyrederken fark ettim bunu. Zira çocuklar beni değil içinde bulunduğum yeni Lamborghini Aventador S Roadster’ı fotoğraflamaya çalışıyordu. İtalya’nın Sant’Agata Bolognese merkezli bu yüksek performans markası, nesillerdir aynı hararetli coşkuya mazhar oluyor. Her şey şirket kurucusu Ferruccio Lamborghini’nin 1964’te ilk kızgın boğası 350 GT coupe’nin dizginlerini çözmesiyle başladı. Ertesi yıl 320 bg, 374 Nm tork üreten ve en yüksek hızı 250 km/s olan üstü açılır emsali, Carrozzeria Touring tasarımı 350 GTS piyasaya çıktı. Aradan yarım yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra Aventador S Roadster arenaya girdi. Ama inkâr edilemez DNA’sına karşın bu Lambo, tasarımı güç ve performans bakımından onlarca ışık yılı ötede görünüyor.

Lamborghini Tasarım Müdürü Mitja Borkert, “Lamborghini’nin mirasını ileri taşıyan Aventador, büyük oranda Countach’tan etkilendi. Aerodinamik mono hatları, düşük profili ve karakteristik çamurluk davlumbazları dâhil bu ikonik süper otomobilin belirleyici tasarım kodlarını paylaşıyor” diyor. Borkert’e göre son versiyon çıtayı daha da yükseltiyor: “İlhamını uçak tasarımından alan Aventador S Roadster yollarda amansız bir savaş jetinden farksız ve benzersiz bir sürate sahip.”

Bana ayrılan uçuş süresini heyecanla beklerken nihayet ödünç otomobillerden biri açık kasalı kamyondan indirildi. Giallo Orion (Sarı Orion) adı verilen sarı tonlarındaki otomobil, gerçekten de Space Mountain’da (her Disneyland’da bulunan bir rollercoaster) rayları aşındırmak için yaratılmış gibi görünüyor. İki günlük maceramın başlangıç noktası olan Güney Kaliforniya’nın süper otomobillerle dolu şehri Malibu’da bile direksiyona geçer geçmez bilimkurgu filmlerindeki çekici ışın misali tüm dikkatleri üzerime çektim.

Üstü açık torpido, alüminyum ön ve arka şasileriyle birlikte aynı materyal kombinasyonundan yapılmış bir karoserle sarılı karbon fiber bir yapı. Uzunluğu 4.785 metre ama yüksekliği sadece 1,1 metre; sivri köşelerle bezeli otomobil tehditkâr bir burun, belirgin hava kanalları ve keskin ön dağıtıcıyla tamamlanan mako köpekbalığı profiline sahip. Jileti andıran merkez ekseni önce girintili yanaklara doğru uzanarak hava girişlerini genişletiyor, ardından yeniden tasarlanan arka kasaya ve aktif arka kanada ulaşıyor. Bu detaylar standart Aventador coupe’ye kıyasla bastırma kuvvetinin önde %130 ve alçak-drag şartlarında (kanat konfigürasyonu ideal halindeyken) randımanın %400 artmasını sağlıyor.

Araç, söz konusu aerodinamik becerilerin avantajından yararlanmak için aynı derecede etkileyici teknik özelliklerle donatıldı. Zuma Beach’ten dönerken ortadan takma motorlu roadster’ın Santa Monica Dağları’nda dolu dizgin koşmasına izin verdiğimde 6,5 litrelik doğal emişli V-12 motorundan, 690 Nm torkla yükselen kükremeler bunun en güzel kanıtıydı. 740 beygir gücünü idare eden yedi hızlı Independent Shifting Rod (ISR) şanzıman, 50 milisaniyede vites değiştirebiliyor. Güç aktarım mekanizması konfigürasyonu sayesinde 1.625 kiloluk (boş ağırlık) convertible, 0-100 km/s’e üç saniyede çıkıyor; üstelik maksimum hızı 350 km/s. Ancak bol miktardaki otoyol devriyesi ve tutuklanma korkum nedeniyle dijital gösterge tablosundaki rakamların hiçbiri bu sayıya yaklaşamadı.

Otomobil yalnızca düzlüklerde gücünü açığa vurmuyor; modern kumanda teknolojisi ve aktif süspansiyonu yılankavi yolları zarafetle aşmasına yardım ediyor. Ayrıca üstü açık Aventador S’in dört sürüş modu mevcut: Strada (yol), Sport (performans), Corsa (pist) ve ismine yaraşır Ego. Son mod sürücünün kişiselleştirilmiş yol tutuş dinamiklerine ince ayar çekmesine olanak tanıyor.

Sahil kesimindeki Latigo Canyon Road’a girmeden önce otomobilin iki tavan panelini çıkardım (öndeki bagaj bölümüne salimen yerleştirdim), Sport modunu seçtim ve pedalların keyfine varmak için manuel vitese geçtim. Araç müdanası olmayan, yılankavi yollarda şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla süzüldü, çoğunlukla da üçüncü viteste. Virajlardaki özgüveninin kaynağı markanın ilk kez Aventador S coupe’de kullanmaya başladığı dört çeker sistemi. Sistem yanal kontrolün artmasına katkıda bulunurken Lamborghini Magnetorheological Suspension (LMS) ve yeni değişken sönümleme becerileriyle uyum içinde çalışıyor. Sürekli değişen şartlara ve sürücü girdilerine göre sık sık kendini ayarlayan tork, çekiş ve dönüş tepkileri, otomobil geliştirme ekibinin üstesinden gelmeyi başardığı zorlu bir görev.

Lamborghini’nin teknolojiden sorumlu başkanı Maurizio Reggiani, “Convertible modelde mühendislik açısından en büyük zorluklardan biri dört çeker sistemine istinaden artan yol tutuşa karşın şasinin direngenliğini garanti etmeyi sürdürmekti” diyor. “Üstelik bunu konfordan ödün vermeden başarmamız gerekiyordu.”

Murphy Yasaları’nın buyurduğu üzere roadster’la geçireceğim son günümde hava yağmurluydu, ama en azından Reggiani ve maiyetinin ne denli başarılı olduğuna ilk elden tanıklık edebildim. Karbon-seramik frenler, 20 inçlik Dione dövme alaşım tekerlekler (arkada 21 inç) ve Pirelli P Zero lastiklerle donatılmış convertible hem düz tırmanışlarda hem de Santa Barbara’nın kuzeyindeki 101 otobanında slot car’a eşit düzeyde bir hassasiyet sergiledi.

Ailemin oturduğu apartmana ulaştığımda mini minnacık bir paparazziye yakalandım. Keyif ve şaşkınlıktan elleriyle alnını döven küçük çocuk, “Aman Tanrım, bir Lamborghini! Hayatım boyunca bir tane bile görmemiştim!” diye bağırdı. Aventador S Roadster’ı denedikten sonra o çocukla duygularımızın karşılıklı olduğunu söyleyebilirim.

LAMBORGHINI MIURA ROADSTER

Aventador S Roadster’ın atası 350 GTS’den sadece iki örnek üretilmesine rağmen diğer selefi daha fazla beğeni topladı: Ferruccio Lamborghini’nin favori modellerinden birinin eşsiz varyantı Miura. Bizzat Lamborghini bir keresinde otomobili ‘son sürat uçmaya ve tüm gözlerin üzerine çevrilmesine bayılan gönlü gençler için’ diye tarif etmişti. Görünürlüğü artırmanın en iyi yolu ise tavanı olduğu gibi kaldırmaktan geçiyor.

Türünün tek örneği Miura Roadster konseptinin karoseri Carrozzeria Bertone tarafından tasarlandı ve inşa edildi. 1968’de European Motor Show Brussels’da tanıtılan konsept, ilhamını yenilikçi süper otomobilin orijinal P400 versiyonundan aldı ama önemli ölçüde yeniden tasarlandı ve geliştirildi.

Beyaz-kırmızı tonlarındaki kabinle açık metalik mavi tonlarında, 350 beygir gücündeki performansçı pistte biraz dans ettikten sonra International Lead Zinc Research Organization’a satıldı ve bu materyallerden yapılmış reklam amaçlı parçalarla modifiye edildi. Artık fabrika sürümüne geri dönen ve özel bir şahsa ait olan Miura Roadster, Pebble Beach ve Amelia Island etkinliklerinde ödüller kazanıyor.