İsveç’in Lapland Bölgesi

Yaban hayatının çekiciliği, sınırları zorlamanın heyecanı, erişilemez olana ulaşma arayışı: Macera tanımınız ne olursa olsun Robb Report sizi oraya götürüyor.

Sürat teknesiyle yola çıkmaya hazırlandığımız sırada saat akşam 10 civarı ve güneş ışıkları hâlâ Råne Nehri’nin cam misali yüzeyine yansıyor. Dümendeki Jonas Gejke, derin sulardan sığlıklara doğru ilerlerken dikkatle tekneyi yönlendiriyor. Kır saçlı safari rehberimiz sonunda motoru durduruyor, nehir tabanını inceliyor ve tekneye atlaması için ilk yolcusuna başıyla işaret ediyor. Yolcuya teknenin kıçında asılı halatı fırlatıyor. Kocaman bir sırıtmayla dönüp motoru köklediğinde, motorun boğuk hırıltısı geride şaşkın ve çaresiz bir kayakçı bırakıyor. Teknedeki herkesten çığlıklar, ıslıklar ve kahkahalar yükseliyor.

İsveç’te safari işte böyle yapılır.

Grubumuzun ana üssü, İsviçre’nin Lapland bölgesindeki Råne Nehri’nin kıyılarında kurulu dört çadırdan ibaret Aurora Safari Camp. Gejke ve iş ortağı profesyonel fotoğrafçı Fredrik Broman, kampı yıl boyunca Luleå’nın kuzeyindeki yabani coğrafyada macera turları düzenleyen Aurora Safaris Sweden’ın bir parçası olarak işletiyor. Yaz aylarında ziyaretçiler doğa yürüyüşlerine çıkıyor, balık tutuyor, kanoya biniyor ya da yaklaşık 20 saat süren gün ışığının tadını çıkarıyor. Kış mevsiminde ise dondurucu soğuğa kar araçları, kayaklar ve köpek kızaklarıyla cesurca meydan okuyup uzun geceleri kuzey ışıklarının nefes kesici manzaralarını yakalamaya çalışarak geçiriyorlar.

Gejke, bu aşırılıklar diyarında yatıştırıcı güç. Gri sakalı ve iri yarı görünümüyle bir safari rehberinden bekleyeceğiniz her şeyi sunuyor: Problem çözücü, mücadeleci, korumacı. 20 yıldan uzun süredir Kenya’da işlettiği safari kampının yer aldığı profesyonel geçmişi de özgüvenini destekliyor. Ama onun için gerçek sınır burası, en kuzeydeki ana vatanı…

Broman’la güçlerini birleştirmek için Kenyalı eşi ve üç çocuğuyla geçen yıl İsveç’e geri dönen Gejke, “Neredeyse patlamak üzere olduğu bir noktaya ulaştı” diyor. “Buradaki bakir coğrafyanın yabanıllığı öylesine benzersiz ki, Fredrik’le birlikte her köşede fırsatlar görüyoruz. Bir bakıma Vahşi Batı’yı andırıyor.”

İsveç’te ciddi bir safari destinasyonu potansiyeli görenler sadece Gejke ve Broman değil. Modern zamanların girişimcileri kuzeydeki vahşi topraklardan Stockholm takımadalarına dek klasik Afrika maceralarını tamamen İsveç’e özgü bir tarzda yeniden yorumluyor. Safarinin çekim merkezi Afrika’nın tersine İsveç’e meraklı gezginleri çeken şey sıra dışı deneyimler, mevsimlerin yarattığı zorlu koşullar ile saf ve katıksız eğlence.

Aurora Safaris ile yaz kampından ziyade ekstrem spor deneyimlerine benzeyen akşam maceramız Gejke’nin balık oltalarımıza yem takmaktan kuru geyik eti ve ren geyiği sosisiyle hazırladığı mezeleri dağıtmaya dek her türlü işle uğraştığı kampın su üzerindeki saunasında başlıyor. Tekneye çıktığımızda neşeli çığlıklarımız boş nehir vadisini dolduruyor, seslerimiz kıyının iki tarafından yükselen çam ağaçlarının kalın gövdelerinde yankılanıyor. Ancak güneş ufukta yavaş yavaş batarken kayak seansımız sona eriyor ve kampa Lapland’in biricik sessizliğine bürünmüş halde dönüyoruz.

Aurora’nın ortaklarının bu tenha Kuzey Kutup bölgesindeki tüm maceralarda Gejke’nin Afrika taktiklerinden fazlasıyla esinlendiği aşikâr. Ana yemek çadırının etrafına dizili, üzeri kanvas kaplı konutlardan müteşekkil bu ücra kampta, Afrika’daki örneklerin pek çok konfor ve aktivite seçeneği tekrarlanıyor ama elbette İsveç usulü. Örneğin; savanada nasıl güneşi batırıyorsanız, Aurora’da donmuş gölün üzerindeki buzdan oyulmuş barda şampanya eşliğinde “ayın doğuşunu” seyredebilirsiniz. Timsahlarla dolu nehirde düzenlenen mokoro gezisi yerine Gejke ile Råne’de nehir raftingi yapabilirsiniz. Afrika’nın fil sırtındaki keşif gezilerinin İsveç’te karşılığı kış soğuğundan korunmak için kalın giysilerinizi kuşanıp Kuzey Kutup Dairesi boyunca köpeklerin çektiği kızaklarla dolaşmak.

Elbette Afrika safarisi deneyimini İsveç’te taklit etmek her zaman kolay ya da mümkün değil. Gejke’nin neredeyse her işi üstlenmesi seyahat acentelerinin bir İskandinav ülkesinde yüzleştiği işgücü maliyetinin göstergesi. “Afrika’da 10 yataklı bir kampı işletirken genellikle yanınızda 25 ila 40 kişi çalışır” diyor. “Burada 12 yataklı kampı sadece ikimiz işletiyoruz.”

İçkin sorunlar rakamların ötesine geçiyor. Yerel halkın çadırını alıp ormana gitmekten mutluluk duyduğu bir ülkede lüks göreceli bir kavram. İsveç’in her yerinde gezginler valizlerini kendileri taşıyor; sabah uyandığınızda kahve ister hazır olsun, ister olmasın önemi yok ve şehir otelleri haricinde özel banyo bir öncelik değil.

İskandinav seyahat şirketi Nordic Luxury’nin sahibi Marina Safonova, “İsveç’te pek çok kişi lüks konseptinden ve lüks turizm müşterilerinin beklentilerinden bihaber” diyor. “Ne kadar kuzeye giderseniz bakir doğanın tadına o kadar varırsınız, ama lüks otel görmeyi beklemeyin.”

İsveç’te beş yıldızlı seçeneklerin noksanlığı kuzeyle sınırlı değil. Stockholm bile uluslararası markaların otellerinden yoksun. Ama ülkenin konfora aldırış etmemesi cazip yönlerinden biri. İsveç’in derinliklerine seyahat ederken kendinizi gerçek bir İsveçli gibi hissediyorsunuz. Deneyiminizi standartlaştırmak yerine yerel halk her zaman ne yapıyorsa onu yapıyor ve hoşlanmanızı umuyor (gerçi bazen bunu bile umursamıyorlarmış gibi görünüyorlar).

“Yaşam tarzımı İsveç’e gelen insanlarla paylaşıyorum ve böyle yaşamaya alıştım” diyor Gejke. “Seyahat dediğiniz tam da budur zaten. İçinde sahte hiçbir şey yok.”

Torkild Berglund ve Kristina Bonde, İsveç’in başkentine sürat teknesiyle yaklaşık bir saat mesafedeki Stockholm takımadalarının ortasında yaşıyor. Çift, evlerinin yanındaki dar kanalın ilerisinde İsveç safari lodge’una özgün bir yorum getiriyor ve yerel yaşam tarzının kendilerine özgü versiyonunu paylaşıyorlar.

2012’de açılan sekiz çadırlı Island Lodge, takımadalara dağılan yaklaşık 30 bin adacıktan birinin üzerinde. O da tıpkı Aurora gibi Bonde’nin çocukluğunun büyük bir bölümünü geçirdiği Afrika’nın güneyindeki safari kamplarını örnek alıyor. İlkbahar sonundan sonbahar başına dek açık kalan kampı, “Geçmişte İngilizler’in geliştirdiği safari konseptinden esinlenen lüks bir açık hava deneyimi” diye anlatıyor Berglund. “Açık havada katıksız lüks. Gerçi sıkıntılı tarafları da var.”

O sıkıntılara müşterek banyolar (iki set halindeki dört çadıra bir banyo düşüyor) ve “kendin yap” hizmet anlayışı da dâhil. Ama Island Lodge’un büyüsü basitliğinde. Ada iyi kötü size ait. (Tamamını kiralamak mümkün ya da iki ayrı grup kampı bölüşebiliyor.) Ren geyiği postlarından halılar ve odun sobalarıyla bezeli geodezik kubbeli çadırlar güneşlenebileceğiniz, yüzebileceğiniz ya da kayalara tüneyip balık tutabileceğiniz kayalık bir sahilin hemen yakınında. Kullanıma hazır kanolar ve kürek sörfleri barındırmanın yanı sıra takımada maceraları için başlama noktası oluşturan su üzerinde bir sauna verandası da mevcut.

Kişisel maceralarım yüzerken, kürek sörfü yaparken ve sauna verandasından balık tutarken Berglund’un sık sık elime tutuşturduğu biralarla birlikte adayla sınırlı kaldı. Bir ara şişme botunu çıkarıp adanın diğer tarafına gitmemizi önerdi. Birkaç dakika sonra kıyıya yüzmem ve dokuz metre yüksekliğindeki bir faleze tırmanıp denize atlamam konusunda da ikna etmişti beni.

Çadırıma döndüğümde karşı adada gün boyunca yaptıklarımı yaparak vakit geçiren İsveçli aileleri görüyor ve seslerini duyabiliyordum. Bir sürat teknesi vızıldayarak kanalı aşarken, bir yelkenli de gece konaklamak için yakınlardaki koya demir attı.

“Zengin İsveçliler’in kendi yatları vardır ve kolayca küçük bir ada bulabilecekleri takımadalarda dolaşmaya çıkarlar” diyor Berglund. “Island Lodge deneyimi yaşamak için özel becerileriniz olmasına ya da takımadalar hakkında bilgi sahibi olmanıza gerek yok. Başkentten tekneyle sadece bir saat uzakta balta girmemiş bir ormanla çevrili ıssız bir ada keşfetmek… İşte bu benzersiz.”

Lapland’de tenha bir yere rastlamak pek o kadar alışılmadık bir durum değil. Yaklaşık 75 bin kişinin yaşadığı Luleå şehrinin dışındaki arazi, çam ve huş ağaçlarıyla örtülü ve düzeni bozan tek şey arada sırada karşılaştığınız kır evleri ya da somon dolu nehirlerden ibaret. Yabancılar açısından burası dört yanı sarıp sarmalayan ıssız ve bakir doğa, yaz aylarında sonsuz güneş ışığı ve kış aylarında akıl almaz soğuk demek.

“Çoğu insan kış aylarında doğru düzgün bir açık hava deneyimi yaşamamıştır ve hava sıcaklığı eksi 20 dereceyken konfor alanlarının dışına çıkıp birtakım aktiviteler gerçekleştiriyorlar” diyor Gejke. “Kesinlikle göldeki o buz deliğinde yüzmeyeceklerini düşünüyorlar, ama sonunda kendilerini yüzerken buluyorlar.”

“Daha önce hiç yapmadığınız şeyleri yapmak ve hiç görmediğiniz şeyleri görmek için oraya gidiyorsunuz” diyor Safonova. “Kuzey ışıkları örneğin; görebileceğinizin garantisi yok, şansınız belki de yarı yarıya. Yine de giderek daha da popülerleşiyor.”

Bölgenin artan popülerliğinden yararlanan sadece Aurora Safaris değil. Geçen kış bu kampa yaklaşık yarım saat mesafede, Gunnarsbyn köyünün dışında Arctic Retreat açıldı. Nispeten konforlu bir çift kabin ve doğrudan Råne Nehri üzerinde bir saunadan müteşekkil münhasır kullanımlı konut, orman maceraları için hayli medeni bir üs oluşturuyor.

Aurora ekibi de Lapland’e yeni seçenekler katıyor. Gejke, gelecek kış bir mobil safari –kulübeden kulübeye kayak, köpekli kızak ve kar aracı gezileri gibi aktivitelerle– düzenlemeyi planladıklarını söylüyor. Bu arada ocak ayında altı kişinin ikamet ettiği bir köydeki postane ve market binasından otele dönüştürülen altı odalı, her mevsim açık Outpost Lodge’u hizmete sokacaklar.

“Tam T-kavşağında” diyor Gejke. “Kavşağı geçtiğinizde başka hiçbir şey yok. 150 kilometre boyunca kelimenin tam anlamıyla ıssızlık… Orası son durak.”

Öte yandan Aurora Safaris’in vaat ettiği izolasyon duygusu kimi konukların beklentilerin kat be kat aşabilir. Kampa geri döndüğümüzde ziyadesiyle idrak ettiğimiz gibi sonuçta Gejke’nin aynı anda iki yerde olması imkânsız.

Her birinde odun sobasının etrafına dizili üç yatak bulunan Kızılderili çadırı tarzındaki çadırlarımıza yerleşmemize yardım ettikten sonra rehberimiz bize veda ediyor. Kahve ve kahvaltı hazırlamak için sabah erkenden geleceğine söz veriyor. Ancak şimdilik teknesine atlayıp evine ve ailesine geri dönme vakti…

Gejke tekneyi çevirip gözden kaybolup, motorunun sesi giderek uzaklaşırken inzivamız başlıyor. Sessizliğin orta yerinde ve birkaç saatliğine bile olsa Lapland’in karanlığında bir başınayız artık.

Yazı: Bruce Wallin