İstiridye Kralı: Jesper Voss

Danimarka’nın Wadden Denizi’nde ilerleyen Jesper Voss, tam bir modern Viking gibi görünüyor; sakallı, Wellington çizmeleri ayağında ve üzerindeki kaplar, bıçaklar ve çeşitli araç-gereçler yüzündenşıngırdayan bir önlük takmış… O, buraların istiridye kralı olarak biliniyor. Gerçekten! İnternet sitesinin adı bile oyster-king.dk. Voss, gezginleri yakınlardaki Fanø adasına götürüp, onları taze istiridyelerle buluşturuyor. “Buradaki istiridyeler, Fransa’dakilerden daha iyi. Onlar, nasıl desem, biraz sümüksü yapıdalar sanki…” diyor ağır Danimarka aksanıyla. “Sondaki tatlı noktayı yakalamak için bizim istiridyelerimizi iyice çiğnemelisiniz. Orası bal gibi tatlıdır.” Kısa bir süre öncesine kadar Pasifik’in bu tatlı kabukluları soğuktan dolayı Danimarka ikliminde tutunamıyordu. Ama görünüşe göre küresel ısınma işleri tamamen değiştirdi.

Sıcak denizlerde dolaşan gemilere yapışarak kuzeye geldikleri düşünülen istiridyeler, 1990’larda Wadden Denizi’nin buzları çözülen sularında kendilerine yeni bir ev buldular. Bu yuvalanmanın tek kötü yanı, istiridyelerin istilacı bir tür oluşu; mavi midye gibi yerel deniz yaşamını tehdit ediyorlar. Bu sebeple Vost, onları bulup kovasına doldurmaktan büyük bir zevk duyuyor. Çamurlu sulara elini sokuyor ve ardı ardına avuç dolusu istiridye çıkarıyor. Hemen bulundukları sahilde bu istiridyeleri akla gelebilecek her şekilde –ızgara edilmiş, soslanmış, çiğ, domuz eti veya küflü peynir ile- yanındaki konuklara servis ediyor. Yanında da buz gibi bir bardak şampanya veriyor. Kendi deyişiyle bu “istiridye safarisi” çevreyi korumanın havalı bir şekli; ama bazı kuralları da yok değil. Örneğin Voss, istiridyeleri kabukları açıldıktan 20 saniye sonra yemeyi öneriyor; bu şekilde tuzlu su tamamen akıyor ve istiridye kendi şurup tarzındaki suyunu dışarı salıyor. Yerken, bu şurubu biraz çenenize akıtmanızın bir mahsuru yok, ne de olsa modern Viking’ler istiridyelerini böyle yiyor!