Uçan Otomobiller Tasarlayabilecek Miyiz?

Yüzleşme zamanı: Uçan otomobiller, Hollywood filmlerine hapsolup kalmış bilim kurgu fantezilerinden ibaret. Ama bu, havacılık sektörünün işini iyi yapmadığı anlamına gelmiyor.

Gelecekte yaşayabilmemiz için, önce birinin bunu hayal etmesi gerekiyor.

İnsanlık uzay boşluğuna herhangi bir şey fırlatmadan çok uzun zaman önce, 1945’te, bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke, ekvatorun biraz yukarısına, doğru hıza sahip bir cisim yerleştirirseniz, cismin aynı noktada havada süzülebileceğini fark etmişti. Bu cismin üzerine bir alıcı yerleştirirseniz, yarıküre üzerindeki iki farklı nokta arasında sinyal alışverişi yapabilirdiniz. 17 yıl sonra, ABD’nin Delta roketlerinden biri ilk Telstar iletişim uydusunu uzaya fırlattı. Evrensel telefon servisi de böylece doğmuş oldu.

Hayal gücü bizi geleceğe taşıyabilir ama mutlak değildir. Bir teknolojiyi tasavvur etmek, onu gerçekleştirmek için yeterli olmuyor. Bir fikir ne kadar olası görünürse görünsün, insanlar onu hayata geçirmek için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bazen teknoloji sizinle oynamak istemez.

Bu fenomene en iyi örnek, bize yıllar öncesinde sözü verilen uçan otomobiller olabilir. Hâlbuki Jetgiller, uçan daire formundaki bir station wagon’da uzay boşluğunda süzülüyor, Luke Skywalker uçan bir yarış otomobiline biniyordu. E biz de doğal olarak bir noktada havada uçabileceğimiz izlenimine kapıldık. Fakat 21. yüzyılın derinliklerine ilerlediğimiz şu günlerde, hâlâ lastik tekerlekler üzerinde oradan oraya gidip duruyoruz.

Bunun sebebi yeterince çaba sarf etmememiz değil. Sayısız mühendis uçan otomobillerle deneyler yaptı yıllar boyunca. 1950’lerde, Piasecki Aircraft Corporation, ordu için iki büyük pervane kanadı sayesinde havalanabilen Airgeep adında bir araç tasarladı. Yerden sadece birkaç metre yükselebildi. (Birkaç yıl sonra Airgeep II, yaklaşık bir kilometre kadar yükselebildi ama yalpalıyordu; havada ilerlerken sorunlar yaşadı ve kısa sürede proje rafa kaldırıldı.) 1970’lerde mucit Paul Mollet, sekiz pervane kanadıyla çalışan, UFO benzeri Discojet’i tanıttı. O da yerden yükselemedi. Fakat ardından gelen Moller Skycar, 2003’te çok kısa süreliğine de olsa bir vince bağlı olarak hafifçe havalanmayı başardı.

Frank Piasecki Airgeep’i test ediyor, 1958.

Uçan otomobillerin başarısızlıklarla dolu tarihi, mucitleri hâlâ hayal koymaktan alıkoyamıyor. Geçtiğimiz 10 yılda bu işe el atanların sayısı 100’ü geçti; aralarında havacılık sektörünün büyük oyuncuları da vardı. Airbus, geçtiğimiz mayıs ayında tanıtılan ve 120 km/sa hızda dört yolcu taşıma kapasitesine sahip olacak CityAirbus da dâhil olmak üzere birkaç prototip üzerinde çalışıyor. Boeing, yolculu hava aracı dediği elektrikli bir araç üzerinde çalışıyor(du). Geçtiğimiz yıl bu tek prototip deneme uçuşlarında yere çakılıp hasar gördüğünden, projenin akıbeti henüz belli değil. Uber ise 2020’de Los Angeles, Dallas ve Melbourne’de uçan taksilerinin deneme uçuşlarına başlayacak.

Seleflerinde olduğu gibi, bu alandaki son tasarımları genelde sessiz pervaneler barındırıyor. Çoğu elektrikle çalışıyor. Ve tıpkı artlarından gelecek olan örnekler gibi, yeni tasarımlar beklenen heyecanı yaratmayı başaramadı. Araçların yerin biraz üstüne havalandığını gösteren lansman videolarının ardından bir daha hiçbirinden ses çıkmadı.

Uçan otomobil fikri çok havalı bir şey, ama ilerlediğimiz hıza bakılırsa, kişisel araçlarımıza sahip olmamız işten bile değil. Teknolojik engeller boyumuzu aşıyor.

En büyük problem, enerji stoku. Bir depo benzinin sağladığı enerjiyi saklayabilen bataryalar, bir depodan yüzlerce kat daha ağır ne yazık ki. Havacılık, hali hazırda fazlasıyla masraflıyken, bir de bu ağırlığı denkleme sokmak büyük sorunlar yaratıyor. Yerçekimine karşı gelmek için bir hava aracının, havadayken kendini sürekli olarak aşağı ittirmesi gerekiyor. Ya çok fazla havayı biraz aşağı ittirmesi (planörlerin uzun kanatlarının yaptığı gibi) veya az havayı çok aşağı ittirmesi (Harrier Jump Jet’in motorlarının yaptığı gibi) lazım. İlk seçenek daha etkili bir yöntem gibi görünüyor. Boyutlarının küçük olduğu göz önüne alınırsa, uçan otomobilin bir Harrier uçağıyla benzer olduğu düşünülebilir. Bu, enerjiyi çok hızlı yaktığı anlamına geliyor. Enerji stokunun sınırlı olduğunu düşünürsek, bu pek de tercih edilebilir bir şey değil.

Skycar neredeyse havalanacak, 2002.

Bir de kontrol sorunu var. Bu türden bir aracı yönlendirmek için yapılabilecek en kolay şey, eğitimli bir pilota kontrolü vermektir. Ama dünyada pilot sıkıntısı var. Havayolları büyük uçaklarını uçuracak insan bulmakta zorlanırken, uçan otomobil pilotunu nereden bulacaklar? Çözüm, otonomda yatıyor: O şeyleri uçurmak için bir program yazmaya ne dersiniz? Bir soru daha: Yerde giden araçlarımızı sürmesi için yeterince güvenilir bilgisayar programları üretemezken, şehirlerin, hastanelerin, okulların üzerinden uçacak garip şeyleri yönetecek programları nasıl yaparız? Tüm bu havadaki araçların birbiriyle çarpışamadan ilerlemesini sağlamak da bir dert.

Uçan, hava kirliliği yaratmayan aracımıza atlayıp etrafta gezinme hayali herkesin hoşuna gitse de, bu alana yatırılan 1 milyar Dolar’dan fazla paranın israf edildiğini de unutmamak lazım.

Elbette, potansiyel tüm diğer havacılık girişimlerinin saçma olduğunu savunmuyoruz. Heyecan verici gelişmeler de yaşanmıyor değil, ama hiçbiri eğlence sektörünün bize vaat ettiği kalitede değil henüz. İnsanlar uçan otomobillere kanalize olmuşken, V-22 Osprey gibi yatay pervaneli, yani tiltrotor araçlar mühendisleri meşgul ediyor şu sıralar. Bu araçlar, helikopterler gibi dikey kalkış yaptıktan sonra 90 derece yan yatarak uçağa dönüşebiliyor. Tam da uçak gibi değiller aslında ve çevre dostu olmadıkları kesin. Bildiğimiz fosil yakıt tüketiyorlar. Ama hava taksilerinin yapmayı istedikleri şeye giderek daha da yaklaşıyorlar. Bir yerden bir yere, tıpkı bir uçak gibi kolayca uçabiliyor ve helikopterler gibi her yere inebiliyorlar. Yani, gerçekten de ileride çok işimize yarayabilirler.

ABD ordusunun V-22 Osprey’i tiltrotor teknolojisinin çalıştığını kanıtladı.

ABD Deniz Piyadeleri, Osprey’i 10 yıldan uzun bir süredir kullanıyor ve hâlâ havacılık sektöründe görebileceğiniz en “bilim kurgu” şeylerden biri. Artık halk da eğlenceye dâhil olabilecek. Bu yılın başında, maksimum 480 km/sa hıza ulaşabilen Leonardo AW609’un üretimine başlandı. Dokuz yolcu taşıyabilen bu sivil kullanıma adanmış aracın ilk örneklerinin önümüzdeki yıl pazara girmesi bekleniyor.

Fiyatı 25 milyon Dolar’ı bulan AW609 öyle herkesin kolayca kullanabileceği bir şey değil ama faydalı olacağı alanlar geniş: Uzak kesimlerdeki sondaj alanlarına petrol ve doğalgaz sektörü çalışanlarını taşımak için de kullanılabilecek. Medikal tahliye anlarında ve kurtarma operasyonlarında da. Bir de arzu nesnesi olma durumu var. Dramatik olmayı ve bir şeylere sahip olmayı sevenlerin de aracın peşine düşeceği kesin. Söylenenlere göre sık sık kişisel helikopterini kullanan ve hafta sonları Manhattan ile Bermuda arası uçan Michael Bloomberg, bekleme listesine girmiş bile.

AW609, uzun süredir beklenen bir proje. Kökleri 90’lara dek uzanıyor; ilk prototipiyse 2003’de uçtu. Süreç ağır ilerliyor çünkü yeni bir hava aracı tasarlamak ve üretmek zorlu bir iş. Osper, tiltrotorun uygulanabilir olduğunu kanıtlasa da Leonardo öngörülemez zorluklarla karşılaşabilir.

Leonardo’nun 25 milyon Dolar fiyatlı AW609 tiltrotoru dokuz yolcu taşıyabilecek.

AW609’un yavaş ilerleyen gelişim süreci, uçan otomobillerin durumuna da ışık tutuyor. Bilim kurgu yazarları, hayal ettikleri araçlara istedikleri her özelliği sorunsuzca ekleyebiliyor. Kanlı canlı mühendislerse çizim tahtasından uçuş hattına uzanan süreçte pek çok şeyden feragat etmek zorunda. Eğer 60 yıl sonra hâlâ bir uçan otomobil üretilememişse, kusurlu konseptlerin henüz önüne geçilememiş demektir.

Ama bu, uçan otomobil fantezisinin hiç pratiğe geçmeyeceği anlamına gelmiyor. İklim değişikliğine karşı verdiğimiz savaş kızışırken, uçak tasarımcıları petrol yerine daha yeşil çözümler bulmak zorunda kalacak. Uçan taksi fitilini ateşleyen geniş hayal gücümüz, elektrik, hibrit enerji, hidrojen veya henüz hayalini dahi kuramadığımız enerji türlerini üreten havacılık santrallerinin kurulmasına yol açabilir.

Deneyimlerimiz bize gelecekteki mucitlerin yapabilecekleri şeylerin, günümüz fütüristlerinin şu an hayal ettikleri şeylerden farklı olacağını gösteriyor. Her ne olursa olsun, onların hâlâ gücünden çıkan araçlarn hepsinin çok havalı olacağı kesin.