İskoçya’da Ustalaşmak

İskoçya’nın North Coast 500’ünü kat etmek için fazlasıyla ihtişamlı bir araç Roadmaster. Inverness’te başlayıp biten 805 kilometrelik döngü Britanya’nın yabani kuzeybatı ucunda dolambaçlı bir rota izliyor. 2014’te Prens Charles’ın kâr amacı gütmeyen girişimi North Highland Initiative’in oluşturduğu ve şimdiden ikona dönüşen NC500, keyifli virajları ve kıvrımları destansı manzaralarla bir araya getirerek Britanya Adaları’ndaki en heyecan verici motosiklet yolculuğunu vaat ediyor.

Inverness yolculuğuma başlayalı beş dakika geçmeden solumda, neredeyse dokunabileceğim bir mesafede bir geyiğin koştuğunu fark ediyorum. Çam ağaçlarıyla dolu bir alanın ortasındayım ve yol, geçen geceki yağmur yüzünden kaygan. Birden geyik sağa yönelip ok gibi önüme fırlıyor. Fren kolunu çektiğimde panikleyen geyik ön panele çarpıyor ve ben o anda Indian’ın ABS sistemine şükrediyorum.

Inverness’te otele dönüştürülen  Rocpool Reserve’den ayrılırken yine yağmur yağıyor. Wick’e gitmek için A9’a girip sahille buluştuğumda kalın sis tabakası yüzünden Kuzey Denizi’ni zar zor görüyorum. Sıradan bir motosiklette iliklerime kadar ıslanırdım ama tam donanımlı bir tourer’da yarasa kanadı şeklindeki kaporta kaplaması ve ayarlanabilir elektronik siper camı ıslanmamamı garantiliyor. Neyse ki, kötü hava şartlarından kaçınabileceğim bir dolu ilginç yer var. Brora’nın güneyinde masal kitaplarından fırlamış kuleleriyle Loire Vadisi’nden ışınlanmış gibi görünen Dunrobin Şatosu’nda duruyorum.

Berriedale’e uzanan dik yolları tırmanırken Caithness taşlarından yapılmış ıslak duvarlarla çevrili dar virajları almakta zorlanıyorum. Kesif sis perdesinin içinde yönümü bulmamı sağlayan tek şey yan tarafında ikiz analog göstergenin yer aldığı tablet benzeri parlak dokunmatik ekran. Tam ekran uydu haritasını seçebilir ya da lastik basıncı dâhil kişiselleştirebilen gerçek zamanlı motosiklet ve yol verileriyle birlikte ekranın diğer yarısında haritayı gösteren menüyü tercih edebilirim.

Bulutlar aralanırken kayalıklarda konuşlanan gösterişli Ackergill Tower otelinde sıcak bir şekilde karşılanıyorum. Mavi gökyüzü ve kulenin kale burçları, krom kaplamaların üstüne düşen geç öğleden sonra güneşiyle birlikte motosikletimi fotoğraflamak için fantastik bir fon oluşturuyor.

A836 süpürge otlarıyla kaplı bozkır ve rüzgârla tırpanlanmış bataklıktan ibaret büyük bir açıklıkta geniş kavisler çizerken, NC500 de John o’Groats’un ötesindeki dramı gözler önüne seriyor: Kuzular yola pisliyor. Tongue’un batısındaki engebeli yol Castle Varich’i geçip, Kyle of Tongue’a çıkıyor. Güneyimdeki Ben Hope ve Ben Loyal kapkara bulutlarla örtülü. Güzel Loch Eriboll’un etrafını dolaşan tek yönlü, daracık yolda kendimi bulduğumda nihayet güneş bulutların arasından yüzünü gösterip durgun suları maviye ve yeşile boyuyor. Rotanın inişler ve çıkışlarla dalgalanarak girintili çıkıntılı yarımadaların, Karayipler mavisi denizler ve Valspar Perfection rengi kumlarla bezeli kartpostal güzelliğindeki kumsalların yanından geçerek Durness’a uzanan bölümü rüya gibi.

Durness’ta NC500 rüzgârla kabaran küçük göllerle, sarı ve leylak rengi yumuşacık bir pelerine bürünmüş melankolik bozkırlarla, yüksek kubbeleri andıran dağlarla dolu vahşi ve yalın bir manzarayla güneye doğru atılıyor. Yaklaşan otomobiller ve karavanlar ortalama her 90 metrede bir bulunan ceplere girip efendice yol veriyor. Karşıya geçen bir kızıl tilki var; ama kameramı çıkardığım anda görkemli kuyruğunu kaldırıp bir hayalet misali karaçalıların arasında kayboluyor.

Dönemeçli Kylesku Köprüsü’nü geçince sağa dönüyor, çıplak ve zikzaklı B869’a giriyorum. NC500’ün gayda sesleri gibi alçalıp yükselerek ücra Assynt yarımadasını dolaşan bu hırçın bölümü deneyimli sürücülere bile meydan okuyor. Kör tepeler ve virajlarla kıvrım kıvrım kıvranan incecik şeritte olağanüstü dikkatli olmanız, mantıklı davranmanız ve hiç durmadan bir gaza, bir frene basmanız gerekiyor. Ben seviyorum –neredeyse yarım tonluk ağırlığına rağmen motosiklet de öyle. Roadmaster’ın kusursuz işleyen 111 kübik inçlik V-ikiz motoru anında tepki vererek düşük hızlarda hiç zorlanmadan düşük devirli tork üretiyor. Bu süper dengeli araç zahmetsizce yokuşlara tırmanıyor ve virajlardan ok gibi fırlıyor.

Akşam saatlerinde bir körfezin ucuna kurulu Torridon Hotel’de konaklıyorum. Otelin magenta rengi ekose döşemeleri, ahşap panelleri ve giriş holünü süsleyen geyik boynuzları Viktorya döneminde bir av köşkü olduğu zamanları akla getiriyor. Otelin restoranı 1887 Restaurant’nın dümeninde artık Michelin yıldızlı şef Ross Stovold var; ben de bu sayede İskoçya’da yaşanan tarladan çatala devriminin en iyi örneklerini deneme fırsatı buluyorum: İstiridyeleri, şalgamlı ve lahanalı sulu kuzu budu, Torridon çilekleri ve bademleriyle hunharca baştan çıkaran beyaz çikolatalı semifreddo.

NC500, Torridon’un ötesinde Applecross yarımadasının kıyılarını kucaklıyor. Spor motosikletler uçarak geçiyor yanımdan ki bu, hiç şaşırtıcı değil. Applecross’a kavuşan 38 kilometrelik yol birbiri ardına dizili dar virajlar, sert dönüşler ve uçurum kenarlarından Inner Hebridean adaları Rona, Raasay ile Skye’nin engin manzaralarını sunan açık düzlükler fora ediyor önünüzde. Rotanın doruk noktası kabul edilen yere hazırlanmanız için mükemmel bir fırsat bu: Bir koyun kıyısındaki Applecross köyünden itibaren yol 620 metre yukarı tırmanarak Bealach na Bà’ya yani, Sığır Geçidi’ne çıktıktan sonra Tornapress’teki A896’ya iniyor yeniden. Kötü şöhretli bu hain geçit
–Britanya’nın en yüksek üçüncü yolu– keskin virajlarında yüzde 20’ye ulaşan irtifa farkıyla Birleşik Krallık’ın en dik ve uzun yokuşlarından biri.

Dakikalar içinde girdaplaşan bulutların ortasındayım, görüş açım sisin içinde kayboluyor. Uğuldayan rüzgar yabani bir kedi gibi tırmalıyor yüzümü, ama tepeden aşağı sarp virajlardan helozonik kıvrımlarla inmek olağanüstü hissettiriyor. Sonunda patlıcan rengi görkemli taş duvarlarla çerçevelenen ‘U’ şeklindeki bir vadiye varıyorum. Alacakaranlığın ışıkları uzaklardaki Dornoch’un üzerine düşüyor umut verici bir kıvraklıkla. Günlerden pazar ve benzin istasyonları kapalı. Ama yol önümde apaçık uzanıyor ve ben güneş parladığı sürece sürmeye devam edeceğim.

Yazı ve fotoğraflar: Christopher P. Baker