Gerçek lüks: Monako

Prestijlerle dolu bir hayat vaat eden Monako Prensliği, tarihi otelleri, Michelin yıldızlı restoranları ve kusursuz hizmet anlayışıyla zarif lüksün tanımını yapıyor.

Hayattan zevk almayı bilenleri Monako’ya neyin çektiğini görmek çok zor değil. Akdeniz kıyısında yaklaşık iki kilometrelik bir körfezde kurulu ülke; denize uzanan gösterişli dağları, bu dağların üzerinde kendine yer bulan pastel renkli, cepheleri rengârenk çiçeklerle kaplı lüks villalarıyla denizin ruhunu kaliteli yaşam algısıyla birleştiriyor.

Tarihi Monako’yu görebileceğiniz Monaco-Ville, ülkenin en canlı noktası olan Monte Carlo’nun karanlık çöktüğünde tüm körfezi aydınlatan gösterişli yapıları ve heybetli bir tepede Akdeniz’i selamlayan, Prens II. Albert ve ailesinin evi olan Prenslik Sarayı… Son 20 yıldır şehrin çehresini değiştiren ve dünyanın en zenginlerini en kusursuz şekilde ağırlamaya devam etmek için her köşeden yükselen gökdelenleri de unutmamak gerek elbette. Ziyaretim sırasında beni ülkenin dört bir yanında dolaştırıp bilgi sahibi yapan rehberim Fatima’nın söylediğine göre, bu yaz Monako’da tam 38 adet inşaat var. Az gibi geliyor, ama sadece iki kilometrelik bir alanda olduğunuzu düşündüğünüzde, ülkenin neredeyse dörtte birinden inşaat sesleri yükseldiğini hayal edebilirsiniz.

Monako’nun, Fatima’nın çok fazla bulduğu 38 inşaatının sebebi sadece daha çok para kazanmak değil. Ülkenin toprakları yeterli olmadığından, Akdeniz’in derin suları elverdiğince denize doğru da genişlemeye başlamışlar. Tüm bu inşaatlar bittiğinde, 9.000’ini Monégasque denilen yerli Monakoluların oluşturduğu 38.000’lik nüfusuna daha iyi evler, ofisler, sosyal yaşam alanları; turistler ve casino müşterileri içinse daha fazla eğlence seçenekleri sunulacak.

Tarihte iz bırakan oteller

Monako’yu Monako yapan en önemli faktörlerden biri, ihtişamlı ve ciddi oyunlar sırasında servetlerin kazanılıp kaybedildiği Monte-Carlo Casino.

Monte Carlo Casino da, Hôtel de Paris Monte-Carlo ve Hôtel Hermitage Monaco gibi ülkenin en değerli otel, casino, restoran ve sosyal mekânlarını elinde bulunduran Monte-Carlo SBM oluşumu tarafından yönetiliyor. SBM’in Société des Bains de Mer adıyla ilk kuruluşu, casino’nun açılışıyla aynı tarihe denk düşüyor.

1863 yılında, Parisli mimar Gobineau de la Bretonnerie’nin hayal gücünün eseri olarak açılan Monte Carlo Casino, ülkenin en gösterişli yapısı. İlerleyen yıllarda, Fransız girişimci François Blanc’a emanet edilen casino, Paris’teki ünlü opera binası Palais Garnier’nin de mimarı olan Charles Garnier’nin yardımıyla içinde bir opera binası da bulunduran bir kültür merkezine dönüşmüş. Casino ve opera ünlendikçe, bulundukları bölgenin Mağaralar olan adı, daha havalı bir isimle, Monte Carlo ile değiştirilmiş.

Monte Carlo Casino, 1863’te Prenslik için yeni bir kapı araladı. Prensliğimizi onsuz hayal etmek çok zor çünkü ilk açıldığı yıllarda bizi büyük ekonomik sıkıntılardan kurtardı. Yıllar içinde bünyesine eklenen opera salonu, bale sahnesi, spa merkezi ve daha pek çok kültürel alanla birlikte Monako’nun amiral gemisi olmayı başardı” diyen Monte-Carlo SMB Başkan Yardımcısı ve Casino’lar Genel Müdürü Pascal Camia, casino binasını ilk gördüğünüzde ve atriyumuna ilk adım attığınızda sizi ilk karşılayan şeyin binanın harika mimarisi olduğuna dikkat çekiyor. Haksız da değil. Atriyuma açılan her oda, yıllar içerisinde bu tarihi mirasa katkıda bulunan başarılı mimar ve isimlerin izleriyle dolu: ağır kristal avizeler, her biri farklı temalarda süslenmiş salonlar, tavan resimleri (özellikle casino ilk açıldığında sigara odası olan Le Salon Rose restoranının tavanındaki muazzam resmi yakından görmenizi tavsiye ederiz…)

Casino’da oyunlar 14.00’te başlıyor. Öncesinde -18 yaş altındakiler bile- binayı bir müze gibi gezip, her salonunu, sanat eserini ve duvarları süsleyen resimlerini yakından inceleyebiliyor, zaman zaman atriyumda kurulan sergi ve interaktif yerleştirmelerde vakit geçirebiliyorlar.

Casino’nun bulunduğu meydanda iki gösterişli yapı daha dikkat çekiyor: Hôtel de Paris Monte Carlo ve Hôtel Hermitage Monaco. Casino ile eş zamanlı açılan Hôtel de Paris’in Belle Epoque tarzındaki cephesi, içeride neler beklediğinize dair size bir ipucu veriyor aslında. Mermer sütunlar, kristal avizeler, özenle seçilmiş antikalar… İçerisinde ünlü şef Alain Ducasse’ın Louis XV isimli Michelin yıldızlı restoranını, yenilenen The Grill’i ve Le Bar Americain’i barındıran otelin Monte-Carlo SBM için bu sıralar önemi büyük. Pascal Camia, otelin yeni süitinden bahsederken büyük heyecan duyuyor; “2014’te otelin ek binalarını yıkıp yeniden inşa etmeye koyulduk. Renovasyon süreci neredeyse bitti. Bu yeni binanın en üst katında, eski Monako Prensesi Grace Kelly anısına özel bir dubleks süit tasarladık: Princess Grace Suite. Sonsuzluk havuzu olan, körfez manzaralı harika bir oda. Prens II. Albert, annesinin adını kullanmamıza izin vermesine ek olarak, odayı onun kişisel eşyalarıyla donatmamıza da izin verdi.” Renovasyonu 2019’da tamamen bitecek olan Hôtel de Paris, çoğunlukla Monako’nun en büyük casino müşterilerini ağırlarken hemen yanı başındaki Hôtel Hermitage Monaco, daha rahat, ama yine de lüksle iç içe bir konaklama deneyimi yaşamak isteyenlerle dolup taşıyor. Saray tarzında inşa edilen bu otel de Belle Epoque mimarisinden izler taşıyor ama Hôtel de Paris’ten farklı olarak burası rengârenk, canlı ve çok daha fazla süslü. En göz alıcı detayı ise, Eiffel Kulesi’nin yaratıcısı Fransız mimar Gustave Eiffel tarafından tasarlanan lobisi ve ihtişamlı cam kubbesiyle kış bahçesi.

Bu otellerin arasındaki tek bağ casino değil; yerin altında, iki oteli birbirine, onları ise tarihi Thermes Marins de Monte-Carlo spa merkezine bağlayan tüneller bulunuyor. Her iki havuzun da kendine özel bir spa’sı ve havuzu olmadığından, otel müşterileri bu modern tüneller sayesinde Thermes Marin’e kolayca ulaşıp merkezin hizmetlerinden faydalanabiliyorlar.

Eğer Monako’ya gelmek isteme sebebiniz unutulmaz bir yaz tatiliyse, şehrin ilk resort’u olan Monte Carlo Bay Hotel & Resort ilk adresiniz olmalı. Bir başka Monte-Carlo SBM oteli olan Monte Carlo Bay, 2006’da açılmış. Gerçek bir tatil köyü deneyimi sunan otelde Akdeniz manzaralı oda ve süitler, her birinde leziz yemekler tadabileceğiniz lüks restoranlar ve en önemlisi de üç farklı havuz bulunuyor. Lagün alanındaki tatlı su havuzu kumla kaplı zemini ve kumsala benzer tasarımıyla, kumlu plajlar bakımından pek şanslı olmayan Monako’da kendinizi bir Akdeniz sahilinde hissetmenizi sağlıyor. Lagünün hemen yanındaki normal havuz ise bir boğaz ile kapalı yüzme havuzuna bağlanıyor. Otel bünyesindeki Cinq Mondes Spa konukları baştan ayağa yenileme şansı sunuyor. Otelin restoranları ise Monako’nun kusursuz hizmet deneyimi anlayışının vücut bulmuş hali adeta. Michelin yıldızlı Blue Bay, sadece yaz aylarında açık olan Las Brisas ve öğle yemeklerinde bahçesinde oturmanın büyük keyif verdiği l’Orange Vert farklı mutfak anlayışlarıyla sizleri bir lezzet yolculuğuna çıkarıyor.

Deniz keyfi denince, Monako’da akla gelen tek bir yer var: Monte Carlo Beach. Olimpik havuzu, plajı, restoranları ve oteliyle Monte Carlo Beach, ülkenin en prestijli komplekslerinden biri. %100 organik politikasını benimseyen kulübün restoranlarından, odalardaki bakım ürünlerine dek her şeyin organik olduğunu bilmek, insana kendini dünyaya ve doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirmiş gibi hissettiriyor. Kulüp, Monte-Carlo SBM bünyesindeki otellerde konaklayan müşterin kullanımına ve sayılı özel üyeye açık, yaz aylarında belirli aralıklarla halka da açılıyor.