Fotoğrafçı Merve Hasman Salvatori

İtalya’da yaşayan fotoğrafçı, iki şehir arasında mekik dokurken, hayallerinin peşinden gitmeyi de unutmuyor.

Neyi değiştirdi?

Hayatını. Çocukluğundan bu yana sanatla iç içe olan Merve Hasman Salvatori, üniversitede okurken fotoğrafçılığın büyülü dünyasına çekildi. 2015’te tanıştığı eşi şef Tommaso Salvatori’yle evliliğinin ardından Toskana’ya yerleşti ve dünyaca ünlü markalar için fotoğraf çekimleri ve projeler üretti. Şimdilerdeyse bir coffe table book üzerinde çalışıyor.

Hayatta kendini en iyi ifade ettiği, hayallerini gerçeğe dönüştürdüğü yer olan kamera arkasını evi benimseyen bir kadın Merve Hasman. “Kameranın arkasında nefes alıyorum, önde oksijenim az” dediğinde, seçtiği –aslında hayatın onu doğduğundan bu yana yönlendirdiği demek daha doğru olur- mesleğin hayat görüşüyle, yaşamdan bekledikleriyle ne kadar uyum içinde olduğunu da anlayabiliyorsunuz. Hem Türkiye’de hem de İtalya’da etkisi dünyanın dört bir yanına ulaşan çekimlerin, kampanyaların ardındaki bir isim o. Ailesinden devraldığı sanat sevgisini, yaratılıştan geldiğine inandığı yaratıcılığıyla birleştiriyor. “Böyle bir ruhla doğulduğuna inanıyorum; dünyaya gelme şeklimiz böyle” diyen Hasman Salvatori, üniversite için en iyi arkadaşının peşinden Milano’ya gitmiş. Orada tek amacı İtalyanları tanımakmış, okul hep ikinci sırada gelmiş. Yani Milano’da yaşarken, o fotoğrafı değil, fotoğraf onu seçmiş.

Hayalini kurduğu çoğu şeyi gerçekleştiren Merve Hasman; ünlü markalarla işbirlikleri yapıp sergiler açtı, sevdiği markalara danışmanlık verip, onlar için özel konseptler yarattı.En büyük hayallerimden biri televizyonda fotoğrafa dair bir program yapmaktı, öğrendiklerimi herkese aktarabilmekti” diyen Hasman Salvatori, 2013’te Skytürk’te yaptığı Şipşak programıyla bu hayalini de gerçekleştirdi. “Ne mutu bana ki Türkiye’nin fotoğraf duayenleriyle unutulmaz tecrübeler yaşadım. Bugüne kadar yapmış olduğum hiçbir işi birbirinden ayırmak mümkün değil benim için. Yaptığım işlerin hepsi ruhumdan bir parça taşıyor.”

Kendisi şimdilerde İtalya’nın Toskana bölgesinde hayallerindeki hayatı yaşıyor. Tıpkı üniversitede arkadaşının peşinden Milano’ya gitmesi gibi, yetişkinliğinde de aşkının peşinden bir kere daha İtalya’yla kesişmiş hayatı. 2015’teki doğum gününde, annesi ve arkadaşlarıyla gittikleri Forte dei Marmi’deki bir restoranda, Osteria A’Pagliai’nin ünlü şefi Tommaso Salvatori ile tanışmış. “Ondan sonra da birbirimizin elini hiç bırakmadık.”

İşlerine baktığınızda modadan ürün çekimlerine, portrelerden iç mekâna kadar fotoğrafın çok farklı alanlarına dokunduğunu görebiliyorsunuz. Müşterileri arasında Edition Hotel, Macigform Lingerie, Harper’s Bazaar, We Are Makers, Max Factor gibi markalar var. Kamerasının önüne geçen Hande Subaşı, Tuba Büyüküstün gibi oyuncuları da unutmamak lazım. Tüm bu çeşitlilik içinde iyi işler ortaya çıkarmasını ise “hayatta kalmam bir mucize oldu benim için” diye açıklıyor. “Adımı ‘mucize çocuk’ koyup göndermişler beni hastaneden eve; onun için hayata hep çok meraklı oldum. Okullu olmanın verdiği avantajla da keyif aldığım fotoğrafın her dalında kendimi geliştirmek istedim. Kameranın arkasında her şeye aynı algıyla bakıyorum; çektiğim bir mekân, still life, mücevher, insan aynı şıklıkta olmalı benim için. Bu bahsettiğim şıklık, kıyafetin, mücevherin, mekânın ne kadar alımlı olduğu değil fotoğrafın tümünde var olan bir şıklık benim için. Gözüm hep mükemmeli arıyor. Bunun acısını yirmili yaşlarımda çok çektim çünkü benim gördüğümü başkası da görecekmiş gibi yaklaştım hep. Dolayısı ile o mükemmelcilik beni çok yordu. Ama bugün 35 yaşımda bir şeyi çok net biliyorum; benim gördüğüm mükemmeli benden başkasının göremeyeceği gerçeği. İnsan alışkanlıklarından vazgeçer mi? Hayır! Ama kendime eziyet etmeyi bıraktım diyelim. Benim vermek istediğim mesaj, anlatmak istediğim hikâye fotoğraflarımla karşı tarafa geçiyor ise ne mutlu bana.”

Sonuçta o çocukluğundan beri hep hikâyeler peşinde koştuğunu söylüyor. Oyunların bile, içlerinde hikâye barındırmıyorlarsa onun için tatsız olduklarını söylüyor. “Baktığım obje, insan ya da her ne çekiyorsam bana bir hikâye anlatmalı. Bende o hikâyeyi kendimden bir şeyler katarak karşı tarafa aktarmalıyım.” Hayata geçirmek istediği projesi ise çok fazla. Şimdilerde, ünlü bir yayıneviyle işbirliği yapacağı bir coffee table book üzerinde çalışıyor.

Ünlü fotoğrafçı en son geçtiğimiz ay eşi Tommasso Salvatori’nin Adatepe Ida Blue oteli için hazırladığı özel menünün lansmanı için Türkiye’ye, Kaz Dağları’na geldi. Adatepe’yi Toskana’ya benzettiğini her fırsatta dile getiriyordu. “Her zaman sakinliğe aç bir sanatçıydım. O dinginliği büyük şehirde bulmak çok zor. Toskana’da küçük bir kasabada yaşıyorum, daha önce yaşadığım şehirlerin hiç birinde, eve dönüp ‘Ayaklarımı uzatayım, kafamı dinleyim’ desem bile bunu tam anlamıyla yaşayamamıştım. Kafamdaki sesleri dinleyemedikten sonra da bir noktada üretirken tıkandığımı fark ettim. Hatta çoğu zaman boğulduğumu” derken, iş odaklı iki şehir arasında mekik dokusa da, esas evinin İtalya olduğunu da eklemeyi unutmuyor. Hayatta, ruhunun isteyip, sevdiği şeylere öncelik vererek yaşadığını söyleyen Hasman Salvatori, bu sebeple hayatının hep akışta olduğunu söylüyor. “Hiçbir zaman ‘bu böyle olmalı, şu şöyle olmalı’ gibi kalıplar içinde yaşamadım. Bu durum annemi zaman zaman yormuş olsa da, bugün geldiğim noktada kendimle gurur duyuyorum. Ailemin bana sunduğu imkânları en iyi şekilde değerlendirdim. Tek başıma çıktığım yolculuk tahmin edilenden çok zor olsa da yine olsa yine yaparım diyorum. ‘Kendim başardım’ deme hazzı var ya, o çok başka bir duygu işte.”