Formula 1 2018 Heyecanı Singapur’da Sürüyor…

 

Üstteki videoda Petronas takımının 2017’deki pit trafiğini izlediğimiz Formula 1 evreninde heyecan sürüyor. Formula 1 2018 yarışlarında, 13-16 Eylül arasında koşulacak Singapur yarışları öncesinde takımlar kategorisinde Mercedes ilk sıradayken, pilotlarda ise Mercedes pilotu Lewis Carl Hamilton zirvede. Bütün dünyada büyük bir tutkuyla yarışları takip eden bir kitleye sahip Formula 1. Birçok duyguya ve duyuya hitap eden, birçok hazırlık gerektiren Formula 1 nasıl doğdu?

Başlangıcı, 1920’ler ve 1930’larda yapılan Avrupa Grand Prix yarışlarına dayanan Formula 1, otomobillerden pilotlara ve takımlara, teknolojik gelişmelerle şekillenen motorlardan yenilenen kurallara kadar yıllar içinde büyüyen ve yayılan çok hücreli bir organizmadan farksız. Hem yarışanlara hem seyredenlere adrenalin konusunda da bonkör davrandığı kesin.

Formula 1 adı, 1946 yılında, II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra düzenlenecek yarışlarda uyulması kararlaştırılan yeni kuralların tamamına verilen isimdi. Önceki yıllarda Grand Prix’ler düzenlense de Formula 1’in ilk sezonunun açılışı, 1950 yılının Mayıs ayında İngiltere’nin Silverstone pistinde koşuldu. Britanya Kraliyet Ailesi’nin de izlediği bu ilk yarışta, 21 pilot mücadele etti ve Alfa Romeo pilotu Giuseppe Farina, finish’i gördü. Aynı yıl koşulan Grand Prix’lerin sonuncusu olan Monza pistindeki yarışı da Farina kazandı ve sezonu da şampiyon olarak tamamladı. 1950 Formula 1 sezonunu kazanan İtalyan Nino Farina, yarım asırdan fazladır yaşayan bu organizasyonun tarihine geçti. Ancak, takım arkadaşı Juan Manuel Fangio, 1951, 1954, 1955, 1956 ve 1957 Formula 1 sezonlarının kazananı oldu. Fangio, Formula 1 yarışlarının ilk on yılını domine etti. Hatta uzun bir süre boyunca Formula 1’in “büyük ustası” olarak anıldı. Yıllar içinde birçok usta pilotun hikâyeleri ve başarılarıyla büyümeye devam eden Formula 1 dünyası, tabii ki Uluslararası Otomobil Federasyonu, orijinal adıyla The Fédération Internationale de l’Automobile (FIA) tarafından pilotların ustalıklarının önüne geçmeden var olması gereken (!) otomobillerin teknolojileriyle de her zaman gündemde.

Pitte kaybedilebilecek fazladan birkaç salise bile pilotlar için önemli.

Otomobil teknolojisi ve sürücü yardımı

Ferrari, Mercedes Benz ve Maserati -ki bu üreticilerin tamamı savaştan önce de yarıştı- ilk on yıllık dönemi domine etti. Yıllar içinde teknolojideki gelişmeler sayesinde siluet ve teknik açıdan çok ciddi değişikliklere uğrayarak günümüze gelecek yarış otomobilleri, ilk sezonlar Alfa‘nın 158’i gibi savaş öncesi halleriyle mücadeleye dahil oldu. Özelliklerine bakıldığında bu dönemin araçları, önden motorlu, dar tırtıklı lastikli, 1.5 litre kompresörlü ya da 4.5 litre atmosferik emişli motora sahipti. Üreticiler için 1954 yılında motorların 2.5 litre ile sınırlandırılması kuralı geldiğinde değişiklik kaçınılmaz oldu. Süreçte Mercedes Benz, tasarım açısından ciddi yenilikler taşıyan (desmodromic valfler ve yakıt enjeksiyonu gibi) W196’yı üretti ve sürücüler şampiyonluğunu iki yıl boyunca kazandı.

1959-1960 itibarıyla ilk temel teknolojik gelişme, Cooper’ın motoru ortada olan araçlarıdır ve bu otomobili kullanan Avustralyalı Jack Brabham, 1959, 1960 ve 1966 Formula 1 sezonu Dünya Şampiyonu oldu. Sonrasında kısa sürede bu yeni dizaynın üstünlüğü kabul edildi, 1961 Formula 1 sezonu itibarıyla da tüm yarışmacılar motoru ortada araçlar kullanmaya başladı. 1962 Formula 1 sezonunda, Lotus geleneksel iskelet dizaynı yerine alüminyum monocoque şasiyi kullanan bir otomobili yarışlara soktu ki, sonraki yıllarda bu yeni gelişmenin Formula 1’in hayatında alınan en önemli teknolojik yol olduğu iddia edildi. Yine 1960’ların sonlarına doğru kanatçıkların ortaya çıkması ile otomobil dizaynında aerodinamik downforce (havanın aracı yere bastırma gücü) önem kazandı. 1970’lerin sonunda Lotus, downforce ve büyük oranda artan viraj dönüş hızı sağlayan ground effect aerodinamiklerini araçlara taşıdı.

FIA, 1983 Formula 1 sezonunda ground effect aerodinamiklerine ceza yaptırımı uygular, ardından 1984 Formula 1 sezonunda da yakıt tanklarının büyüklükleri sınırlandırıldı. 1988 Formula 1 sezonunda motor güçlendirici sistemlere sınırlama getirildi. 1989 Formula 1 sezonunda turboşarjlı motorlar tamamen yasaklandı. 1990’ların başlarında, takımlar aktif süspansiyon, yarı-otomatik vites kutuları ve çekiş kontrol sistemi gibi elektronik sürücü yardımlarını kullanmaya başladı. Özetle mekanikten elektroniğe geçildi. FIA, yarışların sonuçları üzerinde sürücülerden daha çok teknolojinin etkili olmaya başladığını, ayrıca takımlar arasında adaletsizliğe sebep olduğunu belirterek, bu elektronik yardım sistemlerinden çoğunu 1994 Formula 1 sezonunda yasakladı.

Williams Renault takımı ’90’lı yılların başında elektronik olarak kontrol edilebilir denge sistemini araçlarında uygulamaya başladı. Bu sistem, takımı 1993 yılında şampiyon yaptı ancak 1994 yılında FIA’nın getirdiği yasakla bu sistem, araçlardan kaldırıldı. Efsane pilot Ayrton Senna, 1994’te son yarışına çıkmadan önceki test sürüşlerinde, sistemin kaldırılması nedeniyle sıkıntı yaşadığını, aracın ön tarafında bir titreşim olduğunu, daha sonra bu titreşimin otomobilin arkasına doğru ilerlediğini ve viraj almasını zorlaştırdığını, direksiyonu kırdığı halde otomobilin tepkimesiz kaldığını teknik ekibe iletti. Bunun üzerinde çalışılsa da net bir çözüm üretilemedi. 1 Mayıs 1994 günü koşulan yarışın 7. turunda Ayrton Senna, 306 km/h hızla Tamburello virajına yaklaştı ancak usta pilot virajı dönerken direksiyonu kırdığı halde, aracı kendisine cevap vermedi. Son bir çabayla hızını 218 km/h kadar düşürse de virajı alamadı ve bariyerlere çarpıp hayatını kaybetti. Senna’nın şu sözleri ve ölüm şekli arasındaki benzerlik üzücü ve çarpıcıydı: “Tekerlekli sandalyede yaşlanarak ölmek yerine 280 km/h hız ile beton bariyerlere çarparak ölmeyi tercih ederim.” // Ayrton Senna Da Silva

2015’teki Ukrayna yarışlarında, Ferrari F1’in pilot kabini.

2000’li yıllara gelindiğinde -özellikle 2009 sezonunda- Formula 1’in son zamanlarda en büyük değişimi geçirdiği söylenebilir. Bu yıl, araçlardaki tüm aerodinamik yüzeyler, downforce seviyesini azaltmak adına yeniden tanımlandı. Ayrıca aerodinamik ve mekanik yol tutuş arasındaki ilişkinin değiştirilmesi için oluklu lastiklerden slick lastiklere geçildi. Amaç, yarışlarda geçiş sayısını artırmaktı ve 2009 kuralları bu fikirler etrafında şekillendi. 2014 araçlarına göre birkaç saniye hızlı olan 2016 makineleri ise bazı koşullarda pist rekoru bile kırdı. Mercedes dominasyonu sonrasında gridin mesafesi adına değişikliklerin yapılması şart olarak görüldü. Genel olarak bakıldığında teknik gelişmeler, araştırmalar ve kurallar ışığında şimdi araçların gövdelerinin genişlediği, ön kanat genişliğinin artıp arka kanat yüksekliğinin düşürüldüğü söylenebilir. 2017 sezonundaki neredeyse her yarışta kırılan pist rekorları sürdü.

Mercedes pilotu Lewis Hamilton zaferi kutluyor. (Fotoğraf: www.formula1.com

Bu yılki takvimi açıklanan 2018 Formula 1 Sezonu, 22 Mart’ta Avustralya Grand Prix’iyle başladı. 25 Kasım’da Abu Dabi Grand Prix’iyle sona erecek, yakında Singapur ayağının koşulacağı Formula 1’in favorisi, şu anda da önde olan geçen sezonun şampiyonu Mercedes-AMG Petronas Motorsport takımından 33 yaşındaki Lewis Hamilton. Daha 9 yaşındayken Mercedes-Benz Genç pilot yetiştirme programını imzalayan pilot, Formula Renault, Formula 3, GP2 serilerinde şampiyonluğa ulaştı. McLaren Mercedes takımının İngiliz pilotu Lewis Hamilton, 2008 Formula 1 yarışında 98 puan toplayarak Massa’nın 1 puan önünde şampiyon oldu ve Formula 1 tarihinde en genç (bu rekor daha sonra 2010 sezonunda Sebastian Vettel tarafından kırıldı) pilot unvanını elde etti. Hamilton ardından 2014, 2015 ve 2017 sezonlarında pilotlar şampiyonluğuna ulaştı.

Sebastian Vettel. (Fotoğraf: www.formula1.com)

Hamilton’un en önemli rakibi olarak gösterilen, şu ana kadar koşulan ayaklar sonrası ikinci sırada olan Scuderia Ferrari takımından 35 yaşındaki Alman Sebastian Vettel, 2006 Türkiye Grand Prix hafta sonunda, henüz 19 yaşında, BMW Sauber takımının üçüncü pilotu olarak piste çıktı. 17 Haziran 2007 tarihinde koşulan ABD Grand Prix’inde, “bir Formula 1 yarışında start alan en genç 6. pilot” unvanını kazandı ayrıca aynı yarışta “bir Formula 1 yarışında puan alan en genç pilot” rekorunu da kırdı. 30 Eylül 2007 tarihindeki Çin Grand Prix’ine bir ara liderlik eden Vettel, bu yarışta da “bir Formula 1 yarışına liderlik eden en genç pilot” rekorunu kırdı. 2008 İtalya Grand Prix’inde “bir Formula 1 yarışında pol pozisyonunu kazanan en genç pilot” ve “bir Formula 1 yarışını kazanan en genç pilot” rekorlarını kıran Vettel, “farklı iki takımda yarış kazanan en genç pilot” rekoruna da sahip. Vettel, Abu Dabi Grand Prix’i sonunda 2010 yılında pilotlar şampiyonluğuna ulaşarak “F1 şampiyonu olan en genç pilot” unvanını Lewis Hamilton‘ın elinden aldı. 2010, 2011, 2012, 2013 sezonlarında üst üste sürücüler şampiyonu olan Vettel, tarihe geçen zaferler serisine imza attı. Vettel, geçen sezona istikrarsız başlayan ve sonrasında toparlanıp bitime 3 yarış kala şampiyon olan Hamilton’ı birçok Grand Prix’te zorladı. Hamilton, bu rekabetle ilgili Formula 1 2018 başlamadan önce verdiği bir demeçte, “Vettel’in bu seneki başarılı formu benim de oyunumu geliştirmeme sebep oldu. Onunla yarışmak çok keyifliydi ve ben de bundan faydalanmaya çalıştım. Özellikle Vettel’in daha güçlü olmasını bekliyorum, ama ondan çekinmiyorum. Aramızda mücadeleyi heyecanla bekleyeceğim” demişti.

Tutkunları, takımlar ve pilotlar tarafından 2018 sezonu için alevli start ışıklarının sönmesi büyük bir heyecanla beklenen Formula 1, büyümeye ve büyürken gelişmeye devam edeceğe benziyor. İnsanın ve teknolojinin birlikteliğiyle şekillenen bu spor, belki de her geçen yıl hızlanmasının önüne geçilemeyen otomobiller “uçana” dek sürecek!

 

EFSANE PİLOTLAR

1976 Monaco Grand Prix’İinde Lauda ve Hunt.

Filmlere konu rekabet: Lauda ve Hunt

Formula 1 tarihinin en iyi pilotlarından biri olarak gösterilen 1949 doğumlu Avusturyalı Niki Lauda, ilk kez yarışlara katıldığında pilot değil teknik ekip üyesidir. Kısa sürede takım arkadaşının tavsiyesiyle Ferrari, kendisiyle yarışmaya karar verir. Lauda, 1950’lerin sonlarında düşüşte olan Ferrari’yi ayağa kaldırır. Teknik ve motor bilgisini yarışlarda da kullanan Lauda, rekabetleri 2013 yapımı Rush (Zafere Hücum) filmine de konu olan James Hunt ile kariyerinin büyük bölümünde mücadele verir. Niki Lauda, James Hunt’ın plansız cesaretinin aksine iyi pilotluğuna ek olarak stratejik olarak daha iyi kararlar alabilen yapısıyla da yarış kazanır. Niki Lauda, 1974’te ilk Formula 1 yarışına çıksa da ilk şampiyonluğunu, kişisel emeğiyle şekillenen aracıyla 1975’te kazanır. 1976 yılına gelindiğinde Niki Lauda, Almanya Grand Prix’i sırasında kaza yapar ve aracında sıkışır. Çok ciddi yanık yaralarıyla hastaneye kaldırılan ve kurtuluşu mucize olarak değerlendirilen Lauda, sırf şampiyonluktan kopmamak için büyük bir azimle 6 hafta gibi inanılmaz bir sürede iyileşip pistlere döner. Gözleri hâlâ tam iyileşmediğinden iyi yarışamasa da puan alır. Ancak sezonun son yarışı öncesi Niki Lauda çok az farkla öndedir ve o gün hava yağmurludur. Bu nedenle Lauda yarışmayı reddederek yarıştan çekilir. Yarış sonunda ise James Hunt, 1 puanla şampiyon olur. Ancak, 1977’de Niki Lauda zorlanmadan şampiyonluğunu ilan eder. Ferrari ile arası bozulur ve başka takıma geçer. Daha sonra da emekli olur ancak çok fazla dayanamaz ve 1982’de pistlere döner. 1984’te bir dünya şampiyonluğu daha yaşar ve yine emekli olur. For The Record: My Years With Ferrari, To Hell and Black, The Art and Science of Grand Prix Driving, The New Formula One: A Turbo Age isimli 4 kitap yazar. Lauda, halen Formula 1’in dergisinde yazarlık ve TV yorumculuğu yapıyor.

Ayrton Senna. (Fotoğraf: ayrton-senna-dasilva.com)

Bu dünyadan Senna geçti

Brezilyalı Ayrton Senna Da Silva’nın (1960-1994) birçok otoriteye göre, tüm zamanların en iyi Formula 1 pilotlarından biri olarak gösterilmesi hiç de abartılı bir tespit değildir. Özellikle yağmurlu havalarda kendine özgü stiliyle aracını daha iyi kullanan Senna, üç kez Formula 1 şampiyonu olur. Ayrton Senna, 1960 yılında Sao Paulo’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha 4 yaşındayken karting aracı sürmeye başlayan Senna, 13 yaşındayken ilk kez go kart yarışlarına katılır. Senna, 1973’te Sao Paulo’da ilk kez katıldığı go kart yarışını kazanır ve iki hafta sonra yine Sao Paulo kış yarışlarında, yıldızlar sınıfında birinci olur. Yaz geldiğinde ise Yıldızlar Birinciliği’ni kazanır. Bu ilk başarılarından sonra Brezilya birincilikleri devam etse de dünya birinciliğini hiç alamaz, 1980 yılında dünya ikincisi olur. Kasım 1980’de Formula 3000’e katılır, birinci olur, başarıları dikkat çeker ve 1984’te Toleman-Hart takımıyla birlikte ilk kez F1’e katılır. 1985’te Lotus takımına katılarak Portekiz’deki ilk Grand Prix yarışını kazanır. 1 Mayıs 1994’te İtalya’daki Autodromo Enzo e Dino Ferrari pistinde yapılan San Marino Grand Prix‘te yaşanan ve bir bakıma göz göre göre gelen kazada Senna, beton bariyerlere çarparak hayatını kaybeder. Senna’nın kazası öncesinde genç Formula 1 pilotu Rubens Barrichello, büyük bir kaza yapıp yarışı bırakır ve yine başka bir pilot Roland Ratzenberger kaza yaparak hayatını kaybeder. Tüm bu feci olaylar sonrası Grand Prix Sürücüler Birliği yeniden kurulur ve yeni güvenlik standartları belirlenir. İlginç olansa iddiaya göre, Senna’nın, yarış öncesi yeni güvenlik hareketleri için Sürücüler Birliği ile görüşmüş ve bu hareketin lideri olacağına dair anlaşmış olmasıdır.

Bir dönem büyük çekişme yaşadığı ve bir dönem de takım arkadaşı olan Alain Prost’un (1955-), Senna’nın ölümünden sonra, “Aramızda gerçek bir rekabet vardı. Genel anlamda rekabetimizin pozitif olduğunu söyleyebiliriz. O zamanlar insanlar ya Prost yanlısı ya da Senna yanlısıydı. İkimizi birden destekleyeni görmedim. Sonuç olarak dünyanın en iyi düşmanlarıydık. Senna öldüğünde, bir yarımı kaybettiğimi hissettim” demiştir.

Ancak Senna’nın bir basın toplantısında kendisine yöneltilen “Hangi pilotla mücadele etmek, eskilerden de olabilir, seni en çok tatmin etti?” sorusuna verdiği yanıt ilginçtir: “Eskiye dönmem gerekir. Kartingte yarıştığım 1978-79 ve 80 yılına dönmeliyim. Brezilya dışında Avrupa’da yarışırken Fullerton (Terry) diye bir takım arkadaşım vardı. Çok tecrübeliydi ve onunla yarışmaktan keyif alırdım. Hızlı ve istikrarlıydı. Bana göre komple bir pilottu. Bize saf yarışçılığı, mücadeleyi öğrettiler. O zaman politika yoktu, kazanana para da verilmiyordu. İşte gerçek yarışçılık oydu.”

Tabii ki Michael Schumacher

Elbette, 301 yarış, 91 yarış birinciliği, 155 podyum, 68 pol pozisyonu, 7 dünya şampiyonluğuyla en çok yarış kazanan, en çok şampiyon olan, bir sezonda en çok araba yarışı kazanan, bir sezonda tüm yarışlarda podyuma çıkan tek pilot olarak tarihe geçen Michael Schumacher sporla ilgilenen ilgilenmeyen herkesin bildiği bir efsanedir. Ferrari’yi ayağa kaldıran Schumacher, 1969 Almanya doğumludur. Babasının 4 yaşında kendisine hediye ettiği karting arabasıyla ilk yarışını yapar. 1991’de Jordan’ın bir pilotunun hapse girmesi nedeniyle Jordan takımının pilot araması Michael Schumacher için bir fırsat olur. Benetton ile sözleşme imzalayan Schumacher, 1995’e kadar Benetton’da kalır. Performansını gittikçe arttıran Schumacher, Benetton’ın teknik anlamda kendisini geliştirmesiyle beraber 1994 ve 1995 yıllarında üst üste 2 kez şampiyon olur. Schumacher, 1996 yılında Benetton’dan ayrılarak Ferrari’ye geçer. Ferrari’nin teknik ekibini yenilemesi ve araçlarını geliştirmesiyle Michael Schumacher, Ferrari’yle 2000, 2001, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında üst üste 5 şampiyonluk yaşar. Schumacher, 2006 yılında emekli olur ancak 2010 yılında Mercedes takımıyla yarışlara döner. Ancak bu dönüşü, beklentileri karşılamaz. 3 sezon boyunca yalnızca bir yarış kazanan efsane pilot, yeniden emekli olur.

Schumacher, 2013 yılında kayak yaparken geçirdiği kaza sonrası önce komaya girer ardından komadan çıksa da felçli kalır. Rehabilitasyon süreci devam eden Schumacher’in iyileşmesi için büyük bir çaba sarf ediliyor. Öte yandan usta pilotun oğlu Mick Schumacher şu sıralar Nurburgring’de koşulan F3’ün üçüncü yarışını da kazanarak babasının izinde giden yeni bir Schumacher’in geldiğini gösteriyor.

Susie Wolff, önümüzdeki 10 yıl içinde F1 gridinde kadın pilot görmeyi umuyor.  (Fotoğraf: www.mercedes-benz.com)

Neden kadın yok

Zamanında Prost’a da sorulan “Formula 1’de neden kadın pilot olmadığı” sorusu, Williams takımının eski test pilotu Susie Wolff’a da yöneltiliyor. BBC Sport’a konuşan Wolff şunları söylüyor: “Herkes bana motorsporlarının zirvesinde neden kadınların da olmadığını soruyor. Bunun cevabı basit çünkü bu sporlara genç yaşlarda başlayan kadın yok. Start gridinde 22 cep var ve her pilot Formula 1‘in hayalini kurmakta. Formula 1‘e geçiş yapmak, cinsiyetiniz ne olursa olsun inanılmaz zor bir şey. Eğer 8-10 yaşlarında yarışan 1000 erkek çocuğu varsa, kız çocuklarının sayısı 10-20’yi geçmiyor. Bu rakamlara bakıldığında onları iyi yerlere taşımanın zor olduğu görülüyor. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde F1 gridinde bir kadın görmeyi umuyorum. Gerçi yeni teknik düzenlemeler bunu zorlaştıracak. İşin içinde daha fazla aşağı basma kuvveti ve daha büyük lastikler olacak. Tüm testler, pilotların daha fazla fiziksel güç sarf etmesinin gerekeceğini gösteriyor.”

 

 

TAKIMLAR

McLaren, Williams, Renault (eski adıyla Benetton) ve Ferrari’den pilotlar, “Büyük Dörtlü” yü oluşturur. 1984 Formula 1 sezonundan bugüne kadar tüm dünya şampiyonalarını kazanmışlardır. McLaren ve Williams takımları ise 1980’ler ve 1990’ları domine eder. Bu dönemde Porsche, Honda ve Mercedes-Benz tarafından motor desteği verilen McLaren, 16 şampiyonluk (yedi markalar, dokuz sürücüler) kazanırken, Williams takımı Ford, Honda ve Renault motorları kullanıp 16 şampiyonluk (dokuz markalar, yedi sürücüler) kazanır. 1990’ların teknolojik gelişmeleri sebebiyle, Formula 1’de yarışmanın maliyeti önemli ölçüde yükselir. Bu artan finansal yük, dört büyük takımın üstünlüğü ile de birleşince geniş fonlara sahip büyük araba üreticileri (Mercedes-Benz gibi), daha düşük bütçeli bağımsız takımların sadece mücadele güçlerini etkilemez, aynı zamanda bu iş kolunda kalamamalarına sebep olur. Finansal sıkıntılar bazı takımları Formula 1’i bırakmaya zorlar.

LASTİKLER

Formula 1’e, lastik sağlayan firmalar Michelin ile Bridgestone arasındaki savaş tur sürelerini azaltır. Yine de 2005 Amerika Grand Prix’inde Indianapolis’de Michelin lastiklerini kullanan on takımdan yedisi lastiklerinin güvensiz olduğu gerekçesi ile yarışmaz. 2006’nın sonunda Formula 1 için “yeşil” bir gelecek çizilir ve bundan sonra enerjinin verimli kullanımı önemli bir faktör haline gelir. 2008 Japonya Grand Prix‘inde, FIA‘nın motorların çevresel etkilerini azaltmayı amaçlayan Make Cars Green kampanyası dahilinde yeşil oluklu lastikler kullanır. 2009 sezonunun başlangıcında pürüzsüz yüzeyli lastiklere dönülmesiyle birlikte oluklar ortadan kalktığından, yumuşak lastiklerin beyaz olukla ayırt edilebilmesi daha fazla mümkün olmaz. Bridgestone bunun yerine daha sonra Japonya’daki kampanyanın devamı olarak, ikincil lastiklerin yan bölümünü yeşil renkli üretir. 2007 sezonunun başından 2010 sezonunun bitimine kadar Bridgestone Formula 1’in tek lastik üreticisi olur. 2011 sezonuyla birlikte Bridgestone’un bu konumuna İtalyan lastik üreticisi Pirelli yerleşir.