Fiji

Yakın zamana dek Fiji deneyiminin büyük ölçüde Fiji’den mahrum kalması biraz şaşırtıcı. Zira, 1970’lerde açılan ilk lüks resort’lar burasını, yapılacak en cazip şeyin mutlak suretle hiçbir şey yapmamak olduğu seçkin sığınaklara dönüştürdü.

Kokomo’nun Kadavu adalar topluluğunun epik resif dalgalarına yakınlığı, resort’u sörfçüler için bir cennet haline getiriyor.

Arada sırada şarap yudumlamak ve odaları bezeyen tapa kumaşları hariç ülkenin ruhunu doğru düzgün temsil eden hiçbir şey yoktu. Ta ki bugüne dek… Art arda açılan yeni nesil resort’lar konuklarını tatil mahmurluğundan çekip kurtararak Fiji adetleri ve kültürüyle daha önce hiç görülmemiş biçimde bir bağ kurmalarını sağlıyor.

Yeni nesil resort’lar adaya akın etmeye başladığında bu tembellik diyarına havalı süitleri ve bakir plajlarıyla taptaze bir macera arzusu getirdiler. Önce Red Bull CEO’su Dietrich Mateschitz’in Super Falcon denizaltısında okyanusun derinliklerini keşfetmenize olanak veren harikalar resort’u Laucala Island geldi. Ardından aktiviteler menüsü köpekbalıklarıyla dalmaktan ragbi derslerine dek uzanan Nanuku ufukta belirdi. Onları Vatuvara Private Islands izledi; güneş gözlüğü şirketi Oakley’in kurucusu Jim Jannard’ın tutku projesi kısa sürede Fiji’nin meşhur köpek dişli orkinoslarının peşindeki olta balıkçılarının rüya mekânı oldu.

Six Senses Fiji

1990’da açılan Wakaya Club & Spa, –sahibi, servetinin bir kısmını 2004’te 50 milyon dolara sattığı Fiji Water’ı kurarak edinen Kanadalı milyarder David Gilmour’du– Fiji’nin ıssız ve izole olmasıyla ünlü mekânlarından biri ve mahremiyet arayışındaki film yıldızları ile CEO’ların uğrak yeriydi. Ama 2016’da Güney Yarımküre’yi vuran gelmiş geçmiş en şiddetli tropik fırtına Winston Kasırgası, Fiji’yi yıkıp geçerek Wakaya dâhil ülkedeki 333 adayı harap etti. Gilmour, inşaat maliyetinin çok yüksek olduğunu hesaplayınca resort’u bir grup yatırımcıya sattı ve onlar da son iki yıllarını adayı restore etmeye, bir mercan koruma programı gibi ekolojik uygulamalar geliştirmeye ve zıpkınla balık avı gibi kültürel deneyimleri geliştirmeye adadılar.

Winston diğerleri için de uyarı alarmı işlevi gördü. Şimdilerde bir yandan otellerin çoğu yeniden inşa edilirken, diğer yandan da yeniler parlak dokunuşlarla cilalanıyor. Hâlihazırda adada, yerel deneyimler giderek önem kazanıyor. Nisan ayında, adanın en sofistike çevreci programlarından birini başlatan Six Senses Fiji misafirlerini tecrübeli sörfçülerle birlikte efsanevi Cloudbreak gibi epik dalgaları yakalamaya gönderiyor. Nanuku Auberge Resort Fiji, yerel keşif gezilerini bu Melanezya ülkesinin hassas eko sistemini adres gösterecek kadar genişletti. Konuklar resort’un deniz biyologlarıyla dalış yaparak mercan resiflerinin yeniden oluşmasına yardım etmenin yanı sıra geleneksel bilibili teknesiyle yabani mangrovların arasında süzülerek yerel balıkçılarla yengeç avına çıkabiliyor.

Six Senses Fiji

Elbette Fiji’de aylaklık etmenin çekiciliği daima sizi baştan çıkarmaya hazır. Kadavu ada topluluğunun ucundaki yeni özel ada resort’u Kokoma’ya adım attığımda, geniş villam ve sonsuzluk havuzu neredeyse direnemeyeceğim kadar cazip göründü gözüme. Ama havuzun yanındaki şezlonga yayılmaktan daha kışkırtıcı bir şey var; dalgıç kıyafeti. Seyahatim boyunca rehberim Charles’ın balıkçılık başarısının yarattığı adrenalin patlamasının etkisiyle çoktan yeni bir zıpkınla balık avlama turu için planlar yapmıştım bile.

Derinliklere Doğru

Fiji’ye yolunuz düştüğünde adreslerinizden biri mutlaka Büyük Astrolabe Set Resifi olmalı. Rehberim Jaga, sürat teknemizin motorları sessizliğe gömülürken önümüzdeki ışıl ışıl suları işaret ediyor. Dünyadaki dördüncü büyük mercan resifi ve geçen yıl rekor kıran 56 kiloluk wahoo dâhil Fiji’de yakalanan en büyük balıklardan bazılarını avlayan uzman bir balıkçı olan Jaga’ya göre mükemmel bir yer.

Ama suya girdiğimde Charles ve Jaga’nın aksine zıpkınla avlanmanın hiç de bana uygun olmadığı ortaya çıkıyor. “Kolunu uzatabildiğince ileri uzat ve sıkı dur” diyor Jaga. “Yavaş yüz ki, balıklar korkup kaçmasın. Ve zıpkının resifi delmesine asla izin verme.” Soluğunuzu tutarken bu kadar çok şeyi hatırlamak zor, yine de ciğerlerimi oksijenle doldurup aşağı dalıyorum.

Wakaya Club & Spa gibi bir zamanların sakin ve sessiz resort’ları artık karada, havada ve denizde yaşayabileceğiniz maceralar için mükemmel bir başlangıç noktası.

Resif balık kaynıyor ama baş döndürecek denli hızlı hareket ediyorlar. Kendime kayar gibi yüzmem gerektiğini tekrarlayıp paletlerimi hafifçe indirip kaldırıyor ve sarı yüzgeçli barbun sürüsünü karanlık bir oyukta kaybedinceye dek kovalıyorum.

Yakışıklı ve daha önemlisi yavaş hareket eden bir papağan balığını kestiriyorum gözüme. Resifin kenarında, dolayısıyla açım mükemmel. Kolumu ağır çekimde ileri uzatıyor, suyun direncine rağmen uzun ve hafif silahımı doğruca avımı hedef alıncaya kadar doğrultuyorum. Ama aniden nefesim kesiliyor ve boğulma korkusunun telaşı bütün vücudumu ele geçirmeye başlıyor.

Tetiğe basıyorum. Atılan zıpkının sesi öylesine gürültülü ki, papağan balığım dâhil tüm balıkların çılgınca kaçışmasına neden oluyor. Süratle yüzeye çıkıyor ve havayı içime çekiyorum. Jaga’yla birlikte saatlerce böyle devam ediyoruz: O arka tarafımda durup beni izliyor ve talimatlar veriyor; ben her şeyi aklımda tutmaya çalışarak nefesimi ayarlıyorum. Her başarısız girişimin ardından “Bir kez daha” diyor Jaga. Her seferinde “Bu sonuncu” diye cevap veriyorum. Nihayet talih yüzüme gülüyor. Küçük gümüş balığım taş çatlasın 4,5 kilo, üstelik epeyce de çirkin, ama sonuçta benim. Bir saat sonra Kokomo’nun lobisine üstümden damlayan sularla yalın ayak, ama kaygan balığımı çenesinden sıkı sıkı tutmuş bir halde girdiğimde, kendimi Fijili bir savaşçı gibi hissediyorum. Değerli ganimetimi şef incelesin diye açık mutfağın tezgâhına bırakıyorum.

“Biraz daha küçük olsa yenmezmiş” diyor gülümseyerek. Ama kumsalda mum ışığıyla aydınlanan masamda önüme geldiğinde, dünya yüzünde ondan daha tatlı bir yemek yok bana sorarsanız.