Cidde Kulesi Yükseliyor

Tesisat Mühendisleri Derneği tarafından düzenlenen 13.Uluslararası Yapıda Tesisat Teknolojisi Sempozyumu çerçevesinde İstanbul’a gelen, şu anda Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinde inşası devam eden ve dünyanın en yüksek binası olarak tanımlanan Cidde Kulesi’nin tasarımcılarından Mehdi Jalayerian, gökdelenlerin şehirdeki yeri, sürdürülebilir yapılar ve dünyanın en uzun binalarını, Robb Report Türkiye’ye anlattı. 

 

Uzmanlık alanınız dünyanın en uzun binaları. Eğitim, hükümet ve otel binaları da tasarlıyorsunuz. Mimariye ve yüksek binalara olan ilginiz nasıl başladı? Bir bina tasarlamayı bize nasıl tanımlarsınız?

Birçok büyük şehirde yer sınırlamasından dolayı yerleşimler yataydan dikeye doğru kayıyor. Bu dünyanın gelişen trendi olarak devam ediyor. Her şehrin kendi gelişim senaryosu oluyor ve yüksek binalar da bu senaryo içinde gelişiyor. Örneğin Şikago büyük yangından sonra yüksek binaların geliştiği bir merkez olmuştur. Yüksek binalar, bir şehrin dikey olarak form bulmuş halidir. Dolayısıyla, bir çok sistem bu konsept etrafında, sürdürülebilir olarak tekrar eden şekilde tasarlanır ve standardize edilir. Yüksek binaların tasarım süreci, özellikle binalar mega- yüksekse,  entegre edilmiş birçok sistemi oluşturması gerekir. Yani hem mimari hem mühendislik hem de altyapı açısından beraber çalışan bir yapısı olması gerekir.

 

 

Türkiye’de son yıllarda büyük bir kentsel dönüşüm akımı var. Giderek artan bu modern yapılaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şehir planlamasının çok iyi yapılması gerekiyor. Çünkü yüksek binalar, hem konut hem ofis açısından bünyesinde çok fazla insanın barınacağı bir yapılaşmaya sahiptir ve bu durum trafiği de beraberinde getirir. İstanbul çok büyük bir şehir ve yüksek binalar için toplu taşıma sistemlerinin güncel olarak binalara entegre edilmesi gerekir. Bu dönemde bir çok büyük şehir yeniden yapılaşmaya gidiyor ve bunun bir nedeni de artan nüfusla yerin bitmesidir. Dolayısıyla, şehir gelişimi yerden tasarruf etmek için dikey olarak gelişmeye başlamıştır. 

 

 

Türkiye’ye 13. Uluslararası Yapıda Tesisat Teknolojisi Sempozyumu dahilinde geldiniz. Sempozyumun odak noktası, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik üzerine kurgulanmış. Sizin bu konulardaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Sempozyum konusu aslında bir çok alan için tasarım esaslarını konu alıyor. Örneğin bir binanın içine entegre olacak HVAC sistemlerinin, hem mimari açıdan hem de mühendislik açısından ele alınması gerekiyor. Bu nedenle, bu konuları tartışmanın insanların ufkunu açacağını düşünüyorum. 

 

Ülkemizde, özellikle büyük şehirlerde çok sayıda rezidans, gökdelen inşa ediliyor. Pek çok kişi de sıradan mahalleleri bırakıp bu rezidanslara taşınıyor. Çevreci bir bakış açısından bakarsak, insanların hem çevreye zarar vermeyen hem de yaşam kalitelerini artıracak seçimler yaparken nelere dikkat etmelerini önerirsiniz?

 

Yüksek binalarda, bir çok farklı sistem entegre olarak çalıştığı ve sistemlerde süreklilik olduğu için aslında enerji verimliliği açısından çok avantajlı bir durum oluşuyor. Bu durum, bina kullanıcıları için de daha küçük işletim maliyetleri oluşmasını sağlıyor. İnsanlara, mutlu olabilecekleri atmosferler yaratmak onları daha duyarlı, bilinçli ve verimli hale getiriyor. Dolayısıyla, bu binaların yüksek teknolojilerle ve entegre şekilde tasarlanması yaşam kalitesini artırıyor. Yani, yaşam kalitesine nereden bakıldığı da çok önemli.

 

 

Sizce, yüksek binalarda veya mimarisiyle göz dolduran binalarda, apartmanlarda yaşamak insanlara ne gibi artılar sağlıyor? 

Yüksek binalar genelde çoklu kullanımlar için tasarlanıyor. Şehirdeki birçok fonksiyonun kombinasyonunu içinde barındırıyor. Bir yüksek binada oturuyorsanız, evinizden çıkıp kat değiştirip çok popüler bir restorana gidiyor olabiliyorsunuz. Yani, insanların binadan ayrlıp başka biryere gitmesi yerine aynı bina içerisinde yer değiştirme senaryoları yaratmaya çalışıyorsunuz. Eğer yüksek bir binada oturuyorsanız, misafirinizi de bu binaya çağırabiliyorsunuz ve o da aynı binadaki otelde kalabiliyor. 

 

Biraz da, tamamlandığında dünyanın en yüksek binası olacak Jeddah Tower’dan bahsedelim. Projeye nasıl dâhil oldunuz, ne gibi yeniliklere imza atıyorsunuz ve yapı tamamlandığında sosyal yaşamın hangi alanlarına dokunup değiştirecek?

Jeddah Tower’ın şehrin yeni merkezini oluşturması planlanıyor. Dubai’de Burj Khalifa’nın da böyle bir senaryosu olmuştu. Yüksek bina çevresindeki gelişimi de tetikliyor. Ayrıca, binanın karma kullanım senaryosu var bu sayede en altta alışveriş merkezi, üst katlarda ofis ve konut kullanımı da olacak. 

 

 

Sizce tıpkı Jeddah Tower veya ülkemizdeki lüks rezidans projelerinin entegre edildiği kentlerde, şehir yaşamı -olumlu veya olumsuz anlamda- nasıl etkileniyor, şehirlilerin yaşamı ne anlamda değişiyor?

Binalar yükseldikçe şehir hayatında merkez konumuna yerleşiyor ve çevresindeki gelişim içinde katalizör oluyor. Bu sayede çevredeki diğer binaların ve merkezlerin gelişimi de tetiklenmiş oluyor. Trafik yüksek binalar için düşünülmesi gereken bir unsurdur çünkü çok fazla sayıyı aynı lokasyona toplayıp belirli saatlerde geliş gidiş senaryoları tasarlamak şehir içinde trafiği de büyük ölçüde etkiler. Bunun önüne geçmek veya iyileştirmek için yüksek binaların karma projeler olarak tasarlanması çok önemlidir.