Aston Martin DBS Superleggera

 

İngiliz markanın son grand tourer aracı, Bavyera’nın sapa yollarında gerçek bir güç gösterisi sergiledi.

 

 

Önümüzde uzanan ürkütücü sakinlikteki yol şeridi, her dönemeçte Bavyera’daki sarp dağ zirvelerinin çarpıcı manzaralarını gözlerimizle buluşturuyor. Tembel tembel çayırda otlayan sığırlar, çalan inek çanları ve gökyüzünü dolduran pofuduk bulutlar… Manzara size fazla kusursuz geldiyse, nedeni tam da öyle olması. Bahse gireriz Aston Martin’in yeni DBS Superleggera modelinin ilk sürüş testini böyle bir ortamda düzenlemesinin sebebi de bu. Zira, sıradan bir yol gezisinden ziyade, bir ‘grand tour’ izlenimi uyandırıyor.

 

 

Aston Martin ailesinin son üyelerinden DBS Superleggera, markanın en iyi grand touring makinesi olarak nitelendiriliyor. Daha hızlı süratleniyor, virajları daha keskin alıyor ve frenleri güçlendirildi –ölçülü DB11’e oranla agresif, sert hatlara sahip Superleggera’nın gösterişli gövdesinin içinde saklı hepsi.

Superleggera kelimesi İtalyan hızını ve zarafetini akla getirebilir, aslında Aston Martin’in son modelinde İtalya’yı çağrıştıran pek bir şey yok. Adının kökeni, markanın 1960 ve 70’lerde Milano’nun meşhur karoser yapımcısı Touring Superleggera ile ilişkisine dayanmasına karşın, söz konusu otomobil tepeden tırnağa İngiliz. V-12 motorla çalışan Ferrari 812 Superfast’le ilişkilendirmek belki nispeten uygun, ancak bunun haricinde iki otomobilin paylaştıkları ortak noktalar sınırlı.

 

 

Kilometrelerce asfaltı yalayıp yutarken, mümkün olan en medeni ve konforlu deneyimi yaşatmak dâhil, DB11’in olumlu özelliklerinden çoğu yeni DBS’te mevcut. Ama DB11’in aksine DBS Superleggera, düz sürüşlerden çok çevikliğe odaklı süspansiyonuyla sportif ve atak V8 Vantage’ın şımarıklığını taşıyor bir nebze. 5,2 litrelik twin turbo beslemeli V-12 motor sular seller gibi tork üretiyor. Motorun güçlendirilmiş çıktısı standart bir vites kutusunu parçalayacağından, çapı 21 inç genişleyen tekerleklere motoru bağlamak için Rolls-Royce Black Badge Wraith misali tork canavarlarında bulunan sekiz sıralı otomatik süspansiyon kullanılmış.

Otomobilin kaslı yapısı, sağdaki pedala abanma isteğini neredeyse karşı konulamaz hale getiriyor; dolayısıyla Superleggera’nın gazını kökleyip 715 bg’lik gücünün keskin tadına bakmanın bağımlılık yarattığını keşfetmem uzun sürmüyor. Çağrıya boyun eğdiğimde, organlarımı alt üst eden ve sırtımı koltuğun yağlı derisine sıkıca yapıştıran berbat bir kapışma oluyor sonucu. DB11’in daha rafine ve yumuşak sürüş yaklaşımına verilen şiddetli bir cevap bu.

 

 

Cam kabininden hafifçe yukarı doğru açılan ‘kuğu kanadı’ tasarımı kapılarına dek DBS Superleggera’nın donanımının çoğu Aston fanatiklerinin DB11’den aşina olduğu parçalar. Öte yandan Superleggera’nın diğer gövde panelleri kompozit ve bu sayede ağırlık 72 kilo düşüyor. Kısalan karoser sarkıntıları ve sportif stil detayları, otomobilin karakterinin yeniden şekillendirildiğine dair ipuçları verirken, sabit arka kanat da Superleggera’nın alçalmasına yardım ederek tüm seri üretim Aston Martin’ler içinde en fazla aşağı çekiş kuvveti üreten araç olmasını sağlıyor. Virajlardaki özgüvenini ise gövdesini daha iyi kontrol etmesine olanak veren sıkılaştırılmış süspansiyona borçlu.
Bu iddialı yaklaşımı ilk elden deneyimleme ve değerlendirme azmiyle, daha önce geçtiğim asfalt şeridin büyüleyici Alp manzaralarını bile gölgede bırakan kısa ama etkileyici paralı yol Rossfeld Panoramastrasse’ye kırıyorum direksiyonu. Superleggera’nın çift camları, dışarıdaki dünyanın içeriye sızmasını epeyce engellese de, motor devri yükselince egzoz sesi 10 desibele çıkarak agresif ve mekanik notalarla dolduruyor kulaklarınızı. En iyisi pencereleri indirip, taze dağ havasının içeri girmesine izin vermek. Kabin de kapitone deri döşemelerin markanın Satin Chopped Carbon Fibre paneli ya da açık gözenekli ahşap cilası gibi alışılmadık dokularla kesiştiği yaratıcı bir tasarıma sahip.

 

 

Dar, eğimli virajlarda Superleggera yola tutunuyor ama vitesi seçmek ve ne zaman frene basacağınıza karar vermek biraz dikkat gerektiriyor. Vites değişimini bilgisayarın yapmasına ve stratejisiyle zaman zaman sizi şaşırtmasına izin verin. Ben pedalları bizzat kullanmayı tercih ettim. Benzer şekilde direksiyon hızlı ve duyarlı, ancak Superleggera ile viraja girerken özenli davranmalısınız. Süratli gittiğinizde ödülünüz otomobilin verdiği hızlı ve uyumlu tepkiler; üstelik aracın elektronik stabilite kontrolü, V-12 motorun olağanüstü gücünü eşsiz biçimde dizginliyor.
Superleggera ekstra beygir gücü ve yüksek performans rakamlarıyla (maksimum hızı 340 km/s) göz doldurmasına karşın, hayran kitlesini çeken unsurlar bunlar değil. Mükemmel sürüş dinamikleri arayanları, yola hevesle saldıran ve direksiyon, gaz ve frenler arasında organik bir bağ olduğu hissi uyandıran Ferrari 812 Superfast daha fazla tatmin edecektir. Gösterişli ancak grand touring vurgusu daha az olan McLaren 720S de dolambaçlı yollarda yavaş akan trafikte taarruza geçtiğinde şaşırtıcı bir ustalık sergiliyor.

 

 

Öte yandan bu iki modelde eksik olan şey; Aston Martin’in incelikle bilenmiş el yapımı detayları. Örneğin; kaputa takılı Superleggera armasını düşünün. Önemsiz gibi görünmesine karşın bu küçük, çentikli yazı, parmak ısırtan bir el işçiliği sürecinin ürünü. Birleşik Krallık’taki yaklaşık 200 yıllık Vaughtons firmasının imal ettiği detay yaldızlı metal plakalar, Viktoryen tarzda çalışma tezgâhları ve şirket muhasebecisini epeyce sarsacak elde kesme, delme ve cilalama işlemi gerektiriyor.
Geliştirme sürecinde detaylara gösterilen olağanüstü özen, modeli kalabalıktan ayıran en önemli özelliği. Kusurları olsa da Superleggera üstün performansı, özgüvenli duruşu ve zevkli estetik unsurlarıyla kendini sevdiriyor. 715 beygir gücünün çekiciliğine kapılacak, ama sonunda muhteşem sürüş deneyimine vurulacaksınız.