Akıllı Şehir Uygulamaları

Teknolojik gelişmeler, her ne kadar hayatımızı kolaylaştırsa da ürkütücü bir yanı yok da değil. Dünya metropolleri teker teker akıllı şehir uygulamalarına geçerken, biz bu sürece nasıl adapte oluyoruz ve bu konu hakkında neler biliyoruz?

Yapay zekâ, vatandaşlık verilen robotlar, sürücüsü olmadan çalışan arabalar derken, teknoloji önünü alamadığımız bir hızla ilerliyor. Daha düne kadar akıllı telefonların yapabildiklerine bile şaşırırken, artık duyduğumuz gelişmeleri olağan karşılıyoruz. Ancak teknolojinin etkilediği alanlar bunlarla sınırlı değil. Dünya şehirlerinin gelecekte sahip olacağı özelliklerin masaya yatırıldığı bir ortamda bulunmamış ya da bu konuyla ilgili bir haberleri takip etmediyseniz şimdi okuyacaklarınız sizi şaşırtabilir. Akıllı şehirler, yeşil binalar, nesnelerin interneti gibi konular çağa damga vururken, yakın gelecekte karşılaşacağımız yenilikleri daha dikkatli takip etmemiz artık bir gereklilik. Türkiye şehirlerinden birisi, ne zaman, hangi gerekçeler ve gelişmelerle akıllı kentler arasına girer bilinmez ama bu sürece daha yakından tanık olmak, içinde bulunduğumuz durumu anlamak bizim elimizde.  

Akıllı Kentlerin Temel Amacı

İlk olarak şu konuda anlaşalım: Bir şehir, tek gecede “akıllı şehir” sınıfına giremiyor. Deloitte Akıllı Şehirler-Bir Deloitte Bakış Açısı Sürüm 1.0 Teknolojideki Hızlı İlerlemeler Ekonomimizi ve Toplumu Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?” raporuna göre, bir şehrin akıllı kent olabilmesi için, başlangıç, niyet, bütünleşme ve dönüşmüş olmak üzere dört gelişim aşamasını tamamlaması gerekiyor. Bu dört gelişim aşamasını tamamlayan şehirler, akıllı çevre, akıllı ekonomi, akıllı toplum, akıllı ulaşım, akıllı yaşam ve akıllı yönetim unsurlarını bir araya getiriyor. Burada bir mola verelim. Tüm bu faktörlerin doğru ilerleyebilmesini sağlayan en önemli öge tabii ki; insan. Kişiler doğru eğitilmediği ve gündemi takip etmediği müddetçe akıllı şehirlerin bir anlamı kalmıyor ne yazık ki. Akıllı kentlerin temel amacı, o şehirde yaşayan vatandaşların ve ziyaretçilerin yaşam kalitesini artırmak üzerine olduğu için, ekonomik refahın yükseltilmesi, yaşamsal faaliyetlerin iyileştirilmesi, enerji ve ulaşım gibi alanlarda verimliliğin artırılması, şehir yönetimlerinin temel prensipleri arasında yer alıyor.

Geçmişte 5 milyonun üstünde insan barındıran şehirlere “megakent” denilirken, dünyadaki nüfus artışıyla birlikte, artık 8 milyon ve üstü bireyin yaşadığı şehirlere bu isim veriliyor. 1950’de megakentler listesine giren yalnızca iki şehir bulunuyorken günümüzde bu şehirlerin sayısının 32’ye ulaştığı söyleniyor. Daha da vahimi her hafta 1-1.5 milyonluk bir nüfus, kentli oluyor. Bunu örneklendirirsek, tüm bu insanların bir araya toplandığını düşündüğümüzde şehir planlamacıların ve belediyelerin, 2 haftalık bir zaman diliminde sıfırdan, yeni bir İzmir yaratmaları gerekiyor. 2050’de ise dünyanın yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 5-6’sını kaplayan bir alanda yaşayan insan sayısının 9.5 milyarı bulacağı ifade ediliyor. Peki, insanlar son süratle çoğalmaya devam ederken; bu dünyaya sığmaya, burada yaşamaya nasıl devam edebiliriz?

Nelerle Karşılaşacağız

Günümüzde üzerine birçok panel, konferans ve açık seminer düzenlenen akıllı şehir oluşumunun ilk ortaya çıkışı 1990’lı yılların sonuna dayanıyor. Ancak 2014’te Dallas’ta düzenlenen konferansa kadar bu olgu, global anlamda kamunun pek de dikkatini çekmiyor. Bu şehirlerin bütün karakterlerini ifade edebilmemiz mümkün değil. Ancak, tek bir cümleyle özetlemek istersek; gelişen teknolojik imkânların o şehri yaşanabilir ve sürdürülebilir kılması diyebiliriz. Tabii, bu şehirlerde bulunması gereken bir takım ana ögeler mevcut. Şehir idaresi ise bu ögelerin arasında ilk sıraya yerleşiyor. Yapacağımız basit bir oran-orantı formülüyle donanımsız belediyeyle yönetilen bir kentin, akıllı şehir olmasının mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca bir kentin sağlık hizmetleri de en az şehir planlamaları kadar önemli. Örneğin akıllı kart uygulamalarının yaygınlaştığı sağlık sistemi projeleri son dönemde en çok dikkat çeken uygulamalar arasında yer alıyor. Ön plana çıkan unsurlardan bir diğeri de ulaşım yöntemleri. Modern bir şehirde, evinizden çıkıp bir toplu taşıma durağına ulaşabilmeniz için 500 metreden fazla yürümemeniz gerekiyor ve ancak bu kritere uyan bir şehir yaşanabilir kentler sıralamasına girebiliyor.

Nesneler Arası İletişim

“Hayatınızın en önemli parçası nedir?” diye sorsalar, cevabımız 1995’ten beri yaşamımızı kolaylaştıran “internet” olur muhakkak. “Nesnelerin İnterneti” olarak adlandırılan “IOT” ise geleceğin şehirlerinin yapıtaşları arasında bulunuyor. IOT’nin yaygınlaşmasıyla birlikte günlük hayatımızda kullandığımız bütün nesnelerin, yeme-içme ürünlerinin ya da kozmetik eşyalarının içerisine radyoaktif dalgalar içeren çipler yerleştirilecek ve bu ürünler birbirleriyle haberleşebilecek. Örneğin buzdolabınız şarküteriye sinyal yollayacak, şarküteri siz farkında bile olmadan dolabınızda eksik olan ürünü öğrenecek ve evinize gönderecek.

Artificial Intelligence” denilen yapay zekâ sensörleri de en az nesnelerin interneti kadar önemli ve bu konuda özellikle son 5 yıldır çok ciddi gelişmeler yaşanıyor. Misal, yakın zamanda yollarda karşılaşmaya başlayacağımız sürücüsüz yani otonom arabalar, yapay zekânın somut temsilcileri arasında yerlerini almaya hazırlanıyor. Aslında hepimizin aşina olduğu; kamera ve hoparlör gibi, bir nesneyi görerek ya da duyarak algılayan ve o sinyalleri gerekli merkezlere gönderen aletler de Wi-Fi sistemlerinin akıllı şehirlere uygulanabilirliğini temsil ediyor. Bu sistemin, günlük hayatımıza en kolay entegre edileceği nesneler ise elektrik direkleri. Örneğin; tekerlekli sandalye kullanan bir birey, karşıdan karşıya geçmek isterken elektrik direkleri vasıtasıyla alınan sinyallerle kırmızı ışık yanıyor ve geçiş daha rahat ve güvenilir bir hal alıyor.

Ülkemizde Neler Oluyor

Türkiye’de de bir takım akıllı şehir uygulamaları hayata geçiriliyor. Araç Takip Coğrafi Bilgi Sistemi, atık yönetimi yapan Çevre Kontrol Merkezi, mobil olarak trafik bilgilerini takip etmek için kullanılan İBB NAVİ, şehri 610 adet kamerayla izleyen Trafik Kontrol Merkezi, gün geçtikçe büyüyen ve hedefi 640 km olan raylı sistem ağı ve biyolojik arıtma tesisleri İstanbul’da yakın zamanda uygulamaya konulan akıllı şehir projelerinden yalnızca birkaçı. Önümüzde daha düzenlenmesi gereken çok şey var belki. Ancak bilim adamları detaylı biçimde inceleyerek teknoloji ve mekanik yardımıyla tabiatı taklit etmeye devam ediyor. Yeni bir sistem, bir akıllı şehir yaratmak istiyorsanız tüm bu gelişmeleri yakından takip etmeniz gerekiyor. Önemli olan, bir noktadan başlayarak bu süreci devam ettirmek ve elbette insanları da sisteme adapte edebilmek…