A. Lange & Söhne’nin CEO’su Wilhelm Schmid

Zanaatkârlığın ön planda olduğu otomobil ve saatler, Lange’nin dünyasında her zaman mükemmel uyumu yakalıyor.

Walter Lange, aile şirketi İkinci Dünya Savaşı bitiminde kapandıktan uzunca bir süre sonra işin başına geçerek A. Lange & Söhne’yi 1990’da tekrar kurdu. Uzun bir aradan sonra neyi yapıp yapmayacağına karar vermek elbette zordu. Ancak bugün ulaşılan noktada ortaya çıkan koleksiyonlar yüksek saatçilikte Alman mühendisliğinin mükemmelliğini koyuyor ortaya. Belli materyallere sadık kalınarak el işçiliğinde üretilip geliştirilen her mekanizma, saat sektörüne yenilikçi bir bakış açısı da kazandırıyor. Geçtiğimiz ay A. Lange & Söhne’nin manüfaktürünü ziyaret ettiğimizde, markanın CEO’su Wilhelm Schmid ile bir araya gelip, zanaatkârlıktan klasik otomobillere dek uzanan bir yelpazede tutkularını konuştuk.

Bir otomobilde ya da komplike bir saatte sizi en çok keyiflendiren unsurlar neler?

Klasik bir otomobili kullanırken bileğimi saran sofistike bir saatin hissettirdiği yegâne şey mutluluk. Bu heyecan verici mekanizmalara bir şekilde dokunmanın beni tüm dünya ile bağlantılı bir hale getirdiğine inanıyorum.

Lange’nin Concorso d’Eleganza Villa d’Este ve sonrasında Concours of Elegance Hampton Court Palace’ı desteklemesinin nedeni de bu mu? Klasik otomobiller ve mekanik saatler arasında ne yönde bir bağ görüyorsunuz?

Kesinlikle. Hem saatlere hem de otomobillere karşı ilgi duymak fonksiyonel oluşlarıyla ilintili elbette. Ancak, daha derinlere bakmak lazım. Koleksiyonerler sıklıkla saat ve otomobillerde kendilerini en çok heyecanlandıranın insan faktörü olduğunu söyler. Bir otomobilin gövdesini ya da bir saatin kasasını kim tasarlamış? Mekanizmanın ya da mühendisliğin arkasındaki yaratıcı beyin kim? Bu sorulara yanıt aramak heyecanlandırır her zaman.

Yüksek saatçilikte son dönemde otomobil ve saat markalarının ortaklılıklarına tanıklık ediyoruz. Sizin de bu konuda bir girişiminiz olacak mı?

Hayır, böyle bir düşüncemiz yok. Sizin de az önce belirttiğiniz gibi ortaklık yaptığımız etkinlikler var. Bunların tümü de müşterilerimizi veya basını ağırlamak için kullandığımız platformlar. Ama bir otomobil markasıyla ortak çalışmayı planlamıyoruz.

2011 yılında BMW’dan A. Lange & Söhne’ye katıldığınızda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?

Ekibe katıldığımda stratejimiz doğrultusunda üç amacımız vardı: İmkânlar dâhilinde manüfaktür binasını genişletmek, A. Lange & Söhne’nin beş modelden oluşan saat ailesinin profilini keskinleştirmek ve kendi butiklerimizle birlikte global distribütör ağımızı yaygınlaştırmak. En büyük zorluk ise bu üç hedefin aynı anda üstesinden gelebilmekti.

Bugün Lange denildiğinde akıllara ilk etapta geleneksel bir duruş ve el yapımı saatler geliyor. Yenilikçi olmayı hâlâ nasıl başarıyorsunuz?

Lange’nin gücü zanaatkârlığından ve yenilikçi komplikasyonlar geliştirebilme kabiliyetinden kaynaklanıyor. Bugün Zeitwerk Minute Repeater, Datograph Perpetual Tourbillon ya da Triple Split gibi sunduğumuz modellerin perde arkasına bakıldığında saat ustalarımızın yıllar içerisinde ne denli öncü girişimlerde bulunduğu fark ediliyor.

Mekanik dünyanın içindesiniz ve bir diğer mekanik harikalarla, klasik otomobillerle de ilgilisiniz. Bu ikisini sizin gözünüzde yakınlaştıran unsur nedir?

Hâlâ çoğu kişinin mekanik olana hayranlıkla bağlı olduğunu düşünüyorum. Ve bunun otomobiller her ne kadar elektrikli olarak üretilmeye başlansa da katlanarak artacağını düşünüyorum. Uzun süre kullanışlı olanın uyandıracağı hayranlık duygusu bana göre kesinlikle ‘nadir’lik. Yani, neye sahip olduğumu biliyorum. Bence bu, insanların neden saatlere ve otomobillere tutkuyla bağlı kaldığını gösteriyor.

Tutku her zaman ön planda o halde…

Kesinlikle.

Mekanik saatler ve klasik otomobillere olan ilginin her zaman artarak büyümesini etrafımızı saran dijital gelişmelere karşı bir duruş olarak algılıyor musunuz?

Antika bir cep telefonu satın almanın iyi bir nedeni olmasa da, telefon, fayda sağlayıcı bir araçtır. Bir saat ya da bir otomobilde durum nadiren de olsa farklıdır. Bir saat size hâlâ zamanı söyleyebilir, bir otomobili hâlâ kullanabilirsiniz. Günümüz dünyasında isteklerin ön planda olduğuna inanıyorum. Her şey çok hızlı değişiyor ve değerini de aynı hızda kaybediyor.

Hem teknik hem de tasarımsal olarak yaptığınız yeniliklere tanıklık ediyoruz. Yeni modeller hakkında neler söylemek istersiniz?

Modellerimizi geliştirirken farklı grupların farklı sorularına yanıtlar bulmaya çalışıyoruz aslında. Özel saatler tasarlamamızın nedeni de bu. Örneğin Triple Split oldukça komplike bir model. Kelimenin tam anlamıyla özel bir saat. Geleneksel detaylara aşırı ilgisi olan koleksiyonerlere hitap eden bir model. Saxonia Outsize Date ya da Saxonia Thin ise ‘zarif’ modeller isteyenler için ideal.

Kasalarda özel materyaller kullanıyorsunuz. Her zaman altın ve platin gibi kıymetli olanlar… Pazarda teknolojik malzemelere de talep var. Bu konuda bir yenilik olacak mı?

Bu sorunuzu ‘hayır’ diyerek yanıtlamak istiyorum. Hep böyle devam edecek.

Saatlerin teknik ve tasarım aşamalarında sunulan yeniliklere nasıl dâhil oluyorsunuz?

Ürün geliştirme sürecinde görev yapan bir ekibimiz var. Elbette ben de onların bir parçasıyım ama sadece bir parçasıyım.

En sevdiğiniz model hangisi peki?

Ben büyük kronografları seviyorum. 2018’de tanıttığımız Triple Split’i yaptığımız için bu yüzden çok mutluyum.

Robb Report Türkiye Genel Yayın Yönetmeni

gulayk@groupmedya.com